10 Ocak 2012 Salı
Beklentisiz Hayatta, Aşkın Ölümü
O kadar saçma ki olanlar, kendi içimde bile özümseyemiyorum…
Kimsenin kimseye bağlı olmadığı şu feminist hayatı benimsemeden mutlu olamayacağım sanki, onun kendine ait bir hayatı var ve ben beni içine katmasını bekleyemeyeceğime inanmaya başladım. Oysa buna olabildiğince karşıydım.
Sabah deli gibi ağlıyorum, güçsüz olduğum için değil, kadın olduğum için değil; sinirlerim bozulduğu için… Ağlama krizinin, astım krizinden bir farkı olduğunu kim söyledi ki? Tabi ki astım krizinde ilaca ihtiyaç olduğu gibi, benim de sevgilimin sesine, beni sakınleştirmesine ihtiyacım vardı. Sanırım aşkla ilgili bu, onun sesi bile bana çok iyi geliyor.
Onu aradım, çok fazla ağlıyordum, nefes alamadım, konuşamadım ve kapattım telefonu… Tabi ki yapması gereken aramaktı, sesini duymalıydım. Aramadı, gidip bilgisayarı açtım, en azından kamerayı açmasını bekliyordum. Bilgisayarı doluydu, açamadı. Sonra msn'den konuşmaya başladık. Bu çocuk güzel şeyler yazmak yerine, ağlamama neden olan insanları neden sorar o anda ben de hala bunu çözemedim.
Offfffffffffff……
Hani şu sevgilin için, içinden gelen deli çırpınış var ya, benim sevgilimde yok sanırım. Veya benim o an gerçekten iyi olmadığımın farkında değil, böyle büyümedi veya böyle alışmadı…
Bir zaman sonra, beklentilerin o kadar azalıyor ki bu nedenlerin hiç biri umrunda olmuyor insanın.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder