28 Kasım 2011 Pazartesi

Hani Cesur Olan Bendim?



Cem Yılmaz'ın, hani marjinal bizdik dediği gibi ben de soruyorum şimdi; "hani cesur olan bendim?"Arkadaşımın arkadaşı ekşi sözlükte yazar ve son günlere başından geçen bir olayı tüm çıplaklığıyla(!) anlatmış, arkadaşım biraz kızarken, ben takdir bile etmiş olabilirim içimden… :) insanlar bu kadar özgürce anlatabilmeli yaptıklarını, bırakın yapsınlar ve bırakın dürüstçe yazsınlar. Sonra birileri okusun, kendi beyninde tartsın, düşünüp taşınsın, kendi yolunu, kendi adımlarını kendi seçsin…

Yakın Arkadaş
12. Her zaman güvenilmemesi gerekendir. bunu ispatlamak için bir oyuna girişmişliğim vardır. inceleyelim ve görelim:

günün birinde x ile tanıştım ve x'in benden hoşlanması üzerine iki kere görüştüm acaba olur mu? diye; fakat hiçbir şey hissetmeyince bir üçüncü görüşmeyi yapmadan bu işi noktaladım. x'in arkadaşlarından aldığım duyuma göre x benden bayağı bir hoşlanmış. x benimle olan diyaloglarını, bana olan hislerini en yakın arkadaşı kardeşim dediği arkadaşı y'ye anlatıyormuş. y onun her şeyini, tüm hislerini, sevincini üzüntüsünü paylaştığı en yakın arkadaşıymış. gün geldi arkadaşlarımla eğlenmek için taksime gittiğim bir gece y ile tanıştım, içtim eğlendim ve y ile çok iyi anlaştım. y'nin benden hoşlandığını da farkettim. bu arada bir daha görüşmeme kararı aldığım x'in y ile tanıştığım günden dört gün sonra konseri vardı. y benden x'in konserine onunla gelip gelmeyeceğimi sordu, ben de eğer bunu x mutlu olur diye istiyorsan ona kötülük yapmış olursun, o işin oluru yok, ki o senin en yakın arkadaşın şu an bunu bile bile hala benimle o konsere gitmek istiyor musun dediğimde, evet istiyorum, o mutlu olsun diye değil, seninle vakit geçirmek için istiyorum der ve ben de tamam der, y ile birlikte x'in konserine giderim. konser gece bir gibi biter, herkes evine giderken y ile ben x'in yanında eve gider gibi yapıp taksimde saatlerce aptal aptal bakışarak muhabbet ederiz. derken sabah saat dört olur o da kesmez y'nin ısrarı üzerine kadıköy sahilde denize bakarak bi saat kadar da orda otururuz. sonrasında y ile diğer arkadaşlarımızla birlikte bir diğer görüşmemizi yaparız, arkadaşlarım o gece bana şöyle bir soru sorar;
-"y ile aranızda bir şey mi var"
-"hayır", derim.
-"zaten olamaz ki, x senden çok hoşlanmıştı, y de onun en yakın arkadaşı, x'e asla öyle bir şey yapmaz", derler
-"yapar" derim, önceki görüşmelerimizden de aldığım ışıkla kendi kendime bunu ispatlama çabalarım başlar.
sonrasında her gün facebook üzerinden görüşmelerimiz devam eder. muhabbetimizde yakınlaşma arzumuz gayet açık ve belirgindir. ancak ikimiz de x'in aramızda yakınlaşma olmasında bir engel olduğunun farkındayızdır. bu sebeple ayık kafamızla yakınlaşmamız zorlaşmaktadır. her konuşmamızda bir gün çok sarhoş olalım muhabbeti geçer. telefon görüşmelerimizin birinde sarhoş olma sözü ile buluşulur. gece kadıköyde yemekle başlar, caddebostan sahilde içkiyle devam eder, sonrasında caddebostanda sheriff bar kapanana kadar muhabbet ederiz. muhabbetin içinde ileriye yönelik planlara y tarafından başlanır, sheriff barın kapanması ile y yine kadıköy sahile gitmek ister, kadıköy sahilde duygusal modda muhabbetimize devam ederiz. sonra çok güzel türk kahvesi yaptığı için eve davet edilirim, sanırım saat sabah beş falandı. evde kahve de içilir ve sonraki görüşmelerin planları yapılır. çalıştığımız şirketlerin mailinden sabahtan akşama kadar mailleşir akşamları da görüşmelerimiz devam eder. bir gün y evde yemek yapar, içer muhabbet ederiz diye beni eve çağırır, ev arkadaşının da nöbeti vardır. birlikte yemek yaparız, içki soframızı ayarlarız ve müziklerle de aramızdaki duygusal boyut şekillenir. gece orada kalınır. sonrasında beşiktaşta yüksek lisans dersleri olan y ile ders çıkışı buluşulur ve kabataşta köfte yemekler, tophanede kahveler, oradan kadıköy deniz kenarındaki sonlarla çoktan y'nin x'e yapmayacağı iddia edilen eylem gerçekleşmiştir. ıspatı için y ile evinde yapılan son görüşmede- çok güzel menemen yaptığı için gitmiştim bu seferde, hakkaten güzel yapıyormuş, tadı damağımda- tam bir sevgili olduğumuz yakınlaşmamızın sonunda, bu durumu x'e ve diğer arkadaşlarımıza söyleyelim dediğimde y'yi bir göt korkusu sarar, ne x'den vazgeçer ne benden. e bende iddiamı kazandım nasılsa. y'ye de şirket mailimden bir mail atarım, söyle bakalım benimle x'e ve diğer arkadaşlarımıza söyleyerek devam edecek misin, yoksa bitirelim diye. y önce kimseyi kırmadan konuşarak bu işi halledeceğiz diye mail atar- bu mailler de bir diğer ispat kaynağımdır-sonra yedekte bir kız daha bulundurduğu(bunu da bitirdiğimizden 2-3 gün sonra facebookta ilişkisi var yapmasından anladım) için bana şu an yapamayacağım x'i de seni de kaybetmek istemiyorum der. ve böylece x'i kaybetmez. ben de iddiamı ispatlamış olurum. gördüğümüz üzere kardeş kadar yakın arkadaş olmak erkeklerin yapabileceği bir şey değildir. x'e bunu söyleyip, y'nin benimle çatır çatır işi götürdüğünü bilmesini isterdim, y'ye biraz fazla değer veriyor diye ama varsın onlar kardeşliklerine devam etsin.

(bkz: kanka ayağı göt ayağı)

Başlıyoruz! - Prezantasyon!



Kurtulma planları için ilk adım Prezantasyon!

Etkili ve başarılı bir konuşmacı olmam gerekiyor, işleri toparlamak; yüreğimi, aklımı heyecanla dolduran projeleri kabul ettirmek, hayata geçirirken sunumlar yapmak ve ben yere düşürmeye çalışanları bile durdurmak için iyi bir konuşmacı olmam gerekiyor…
Bunun için başarılı prezantasyonun 101 yolu bana yol gösterecektir;
"Giyiminiz;
  • Saç Stilinizi Seçin


    • Saçlarınız gözlerinizi kapatırsa, bu göz teması kurmanızı engeller.
    • Saçınızı sürekli kulaklarınızın arkanıza çekmeye çalışmanız bu jest dikkat bozucu olabilir.
    • Ve benim küçüklüğümden beri yaptığım gibi, sürekli kafanızı savurarak saçınızı arkaya atmaya çalışmayın…
Saçlarınızda şık ve sizi uğraştırmayacak modeller kullanın; bu saçlarınızla dikkat dağıtmaktansa, fikirlerinizin, dinlenmesini önemsenmesini sağlar. J Saç bir güzelliği tamamlayan, sizi dikkat çekici, önemli kılan bir parçadır ve mutlaka bakımlı ve size yakışan bir model de olmalıdır.
  • Ayakkabılarınız

     
İnsanlar sizi dinlerken, ayakkabılarınızın neden tozlu, topukları aşınmış olduğunu düşünürken cümlelerinizi kaçırabilirler. "Giyimim değil, fikirlerim önemli." Diyen insanları önemsemeyin. Bakım kendinize ve karşınızdakine saygınızı gösterir. Bu kadar fikirlerinize inanıyorsanız, onları koruyun; "Kılık kıyafeti özensizdi, pek disiplinli biri olmadığı belli, projelerde de disiplili olacağını düşünmüyoruz. Red edildi." dedirtmeyin.

  • Giyiminizi Önceden Belirleyin
Uyanıp hadi giyinip çıkayım dediğinizde, giyecek bir şeyinizin olmadığını, kafanızda tasarladığınız o müthiş kombinasyondaki bir parçanın lekeli olduğunu fark ettiğinizi hayal edin. İşte dünyanın sonu… J
  • Kıyafetlerden iplik sarkmamalı, düğmeleri eksik, sarkık olmamalı,
  • Yıpranmış bir giysi tercih etmeyin,
  • Lekesiz olmalı ve temiz kokmalı,
  • Elbisenizin duruma uygun olup olmadığına emin olun,
  • Abartılı küpeler, dikkat çekici kravatlar kullanmadan bir kez daha düşünün,
  • Size yakışan renkler, vücudunuza uygun elbiseler tercihiniz olmalıdır…"
Sabah uyandığınızda sizi her detayı ile bekleyen, her detayı düşünülmüş kıyafetleriniz sizi motive eder, rahatlatır ve stres olmanızı engeller…

Devam edecek…

27 Kasım 2011 Pazar

Zekası olan Akılsız’lardanım!



Fondaki Müzik: Çelik / Affedersin, Hercai, Bu Şehirde!
Babam aradı, uzun uzun konuştuk. Durma çalış dedi, para gelecek ama sen yokmuş gibi çalışmaya devam et çünkü para sadece bizi düze çıkaracak… Ama senin yaptığın işler geleceğe taşıyacak dedi.
Bir insan nasıl bu kadar şeye rağmen pes etmez anlamıyorum. Neler neler yaşadı bir bilseniz, binlerce kez bitmesi gerekiyordu…
İlerde hepsini çok detaylı anlatacağım, eğer bu yazdıklarımı biri bulursa ona zarar gelebilir düşünemiyorum, o yüzden en iyisi susmak…
Dün fotoğraf sergisinde bana dünyayı kurtarmışım gibi davrandılar J oysa sadece yapmam gerekenin %0.5'ini yapmaya çalışıyordum.
Güzel insanlarla tanıştım, G'nin nişanlısı ve nişanlısının kardeşi, o kadar tatlılar ki? İşler nasıl dediler, "battık" dedim. Şu an gözlerim dolsa da o an çok ama çok çok mutluydum… (Allah'ım yardım et, yapabileceğimi biliyorum ama yapacak mıyım bilemiyorum?) Onlar bana o kadar içten ve profesyonelce davrandı ki, hiçbir zaman tüm kapıların kapanmayacağını gördüm, etrafımın aslında o kadar da karanlık olmadığını sadece gözlerimi sımsıkı yummuş olduğumu gördüm, ışığın olduğunu gördüm…
En iyi arkadaşım, dostum… Dün onlarda kaldım, o kadar başarılı ki ve o kadar mantıklı ki, ona imrenmemenin imkanı yok… Ben hiçbir zaman ne okulda ne işte onun kadar başarılı olamadım, zeki ve akıllı arasında ki fark bu işte… Ben zekası olan akılsızlardanım...

Yorgan Altında Kimse Kalmasın!



Bugün bir fotograf sergisinin modellerinden biri olarak, sergime davetliydim. Detayları sanırım yarın alatacağım ama şunu bilmelisin ki; hani diyorum ya "Ben ölsem tüm borçlar biter! Ama bu neyi çözer?"

İşte bugün kesinlikle yaşamam gerektiğini fark ettim. Sokaklarda, insanlarla olmam gerektiğini gördüm.

Şu an gerçekten kafam çok dalgın, yorgunum, dişim sızlıyor, kafam da dikişler var, uykum var... :) Ama gerçekten mutluyum... O insanlar üzerimdeki bulutların hepsini dağıtıp, beni aydınlığa ulaştırdı.

Şirketi kurtarıp, kanalı kuracağım. :)

15 Kasım 2011 Salı

Sınav Zamanı - Allah(c.c.)



Saatler geçiyor ama ben sadece duruyordum. Farlı olmadığım izlenimlerim beni sarssa da buna inanmak istemiyordum.Ders çalışmıyor, sorumluluklarımı umursamıyor, sevgilimle anlamsız kavgalar çıkartıp sonra üzülüyor, kızıyordum…
Geceleri uyuyamıyor, sabahlara kadar beni oyalayan şeylerle oturuyor saat 5, 6 gibi vücudum yenik düşüyor ve uykuya dalıyordum…
Daha önce de yaşamıştım bunları ama artık parasını isteyen kişiler tarafından uyandırılıyordum. Umurumda değildi, üzülmüyordum çünkü bu onların da benimde vermemiz gereken bir sınavdı.
Sadece Allah'a inandığım için içim çok rahattı...
Babamın sokaklarda aç, susuz ve soğukta olduğunu bilmem beni incitse de en azından bir dolandırıcı olmadığını biliyordum. Hepimiz küçük insanlardık. İki seçeneğimiz vardı; ya olayların sorumlusu babam da olsa, her şeyin Allah'tan geldiğine inanıp sabır gösterecektik ya da birbirimize zarar verecektik.
Bu onların ve benim sınavım, şimdilik şeytan babam, kurban benim… Kaçırılabilirim, zarar görebilirim çünkü bu insanların Allah'ın adaletine ne kadar inandıklarını bilmiyorum. Ama ben hiçbir şeyden korkmuyorum çünkü her şeyin düzelmesi birkaç saniyede mümkünken, yani her şey sadece Allah'ın bize ulaştırması gereken 500 bin TL ile mükemmel oluyorken ve Allah için bu çok küçük bir parayken bir şeyler olmuyorsa birilerinin sınav zamanı gelmiş demektir…
D.U.

AŞK...




NEDEN???
DOĞRU OLMADIĞINI BİLDİĞİN HALDE
HALA "O"?
 …"Çünkü yanıldığını umuyorsun. Ve her seferinde iyi olmadığını gösteren bir davranışını gördüğünde görmezden geliyorsun ve ne zaman sana doğru bir adım atarak seni şaşırsa onun sana göre olmadığına dair şüphelerin yok oluyor. " dedi bir gün bana Nancy Meyers, çaresiz aşkları terk etmeyi o öğretti bana…
Her konu üzerine hiç şüphesiz bunalıma girmişimdir, böyle anlarda uyuyamam, ya çok yerim ya da bütün gün aç otururum ve filmden filme dalarım… Filmler bittiğinde yapmam gereken her şeyin yapılmamış olduğunu fark ederim;

"Bir insanın alçalabileceği en alt seviyede olma hissini çok iyi anlayabiliyorum. Bünyende var olduğunu bilmediğin şeylerin bile nasıl acıdığını biliyorum. Saçlarını da kestirsen, spor salonuna da yazılsan, arkadaşlarınla kadeh kadeh içki içsen de, her gece yatağına yattığında nerde yanlış yaptığına veya nasıl yapmış olabileceğine dair her detayı tek tek gözden geçiriyorsun… Ve o kısacık zaman diliminde nasıl mutlu olduğunu düşünebildiğini… Bütün bu olanlardan sonra, bütün bu olanlar ne kadar uzun sürerse sürsün; yeni bir yere gidebilirsin, sonra başka insanlarla tanışırsın. Ruhunun kırılmış parçaları tekrar bir araya gelir ve en sonunda bu yaşadıklarını, boşa harcadığı o yılları unutmaya başlarsın. Ve umarım günün birinde unutursun!"

Biri bana acılarını anlattığında onların acıları o kadar tanıdık gelir ki… Mutlaka hissetmişimdir bir filmden veya hayatımın bir karesinden. En büyük acım bir şey yapmadan geçip gittiğini düşündüğüm anları fark ettiğimde ortaya çıkar.
İnsanlar ne hissettiğini biliyorum diyince inanmak zor gelir ama Nancy ne hissettiğimi gerçekten biliyordu.
Böyle arkadaşları severim, seni hayata bağlarlar, dibe vurduğunda sana bir top olduğunu hatırlatırlar. İşte bu benim en sevdiğim felsefemdir; "İşte dibe vurdun, hem de çok hızlı! Ve sen bir topsun, dibe çakılıp kalmayı düşünmekten vazgeç, zıpla ve daha yükseğe çık!"
Sakın Pollyanna'cılık oyununu sergileme bana, bunu ben yaptım; vazgeçmekten korktum… Daha iyisi olabilir mi diye sormaktan vazgeçmeyip, kötü olanla yetinmeye çalışmak; tam bir çaresizlik hali…
Kimi kandırmaya çalışıyoruz?

Baştan başlarsın iyileşirsin ve devam edersin. Ama çözümsüz olanda takılır kalırsan ya da düzgün çözemezsen o zaman acı verir. Sonsuza tek!
Aşk acısı mı çektiriyorlar size, o da kolay, kolay olmasa bile çözümü var; Ondan uzaklaşmanın zamanı geldi ve bütün bunlardan… Bırak zaten doğru biri olsa onunla mutsuz olmazdın.
"Kim olduğunu bilmiyorum" diyin ona! Kim olduğunu bilmiyorum çünkü… Sen o değilsin. Benim sevdiğim kişi başkaydı; onu seviyordum, oysa seninleyken üzgünüm… Bitti mi bitiyor ve ya dönüşü varsa da şuan değil. Doğru insan değilse zorlamayın.
Bedeli ağır, zafer boş!

Yapacağım dedim ve oldu çok zorda olsa senelerde sürse başardım. Bitti; aşk bitmişti zaten, ben içimde ki tutkuyu bitirdim. Her gün ölmek çok zor... Böylesi çok, çok daha iyi! Nasıl mı oldu? İşte bugün dedim, bugün olacak. Yeniden denemeye hazırdım biraz yaralanmış, biraz mütevazı belki, biraz daha zeki… Kendi öykülerimizi yazdığımıza inanıyorum ve her seferinde sonunu bildiğimizi düşünüyoruz.

Bilmiyoruz; belki şans vardır planlı dünyayla şans dünyası arasında bir yerler de duruyordur ve bunu bilemeyeceğini bilmek insana huzur veriyor
Aslında hayat çok komik tekerleği boş bırakırsınız ve ait olduğu yeri bulur.

Belki de saçmalıyorum bu anlattıklarım tamamen saçmalık. Ama aşk bu herkese hata yaptırıyor… Âşıkken dürüst olamıyoruz, ben dürüst oluyorum diyen varsa, ona soruyorum. Hiç oynamadın mı? Kendin olmadığın halde onun sevgisi asla azalmasın deyip başkası gibi davranmadın mı? Biri anlatmıştı: arkadaşı bir kadınla tanışmış. Adam futbol aşığı ve kadın adamın ona asık olmasını istiyor. İkisi de seviyorlar birbirlerini. Kadın yakışıklı adam seviyor diye onunla maçlara gidiyor, forma alıyor deli gibi maç seyrediyor. Adam çok mutlu çünkü bu, onun için aşık olunacak kadın. Veee aşk… Evleniyorlar ama güzel bayan kocasının maç izlemesinden mutlu değil çünkü sevmiyor maçları… Bundan sonra aşktan arda kalan tek şey sorunlar, sorunlar ve sorunlar… Kendimiz olmalıyız. Aşk bir elde etme yarışı değil aşk bir uyum oyunu… Diğerlerinin söylediği gibi aşk bir gün bitecekse sevgi kalmalı, bunu sağlayan uyum ve saygı… Şu şarkılar, şiirler aşk; acı çekmektir dese de siz inanmayın. Aşk mutlu olmaktır.


ÖLÜMDÜR YAŞANAN TEK BAŞINA AŞK İKİ KİŞİLİKTİR…

Ve ben şimdi, aşığım… daha da mutluyum :)

14 Kasım 2011 Pazartesi

Dün sevgilim düğüne gitti,


Düğün sonrası, klasik gençler toplandı ve sohbet ettiler. Sevgilisini özleyen ben, çağrı attım, aradı. Müsait değilim dedi, o kadar da anlayışsız değilim elbet ama sesini biraz daha duymak hoşuma gidiyordu. Benimle konuştuğunda gülümseseydi keşke, beni ne kadar sevdiğini onlar da görseydi. Kıskansalardı bizi... :)
Ama o sıkılıyordu, bir an önce kapatmak istiyordu, çünkü diyecekleri sözlere cevap vermek istemiyordu.


Bugün onu aradığımda hemen kapatmamamdan rahatsız olduğunu söyledi, direk "Arkadaşların dalga mı geçti?" dedim.
Cevabı evetti; artık Facebook'tan çok şey yazmam, başkası varken aşkım demeyeceğim dedi…
Tabi ki kırıldım ama içinden gelmeyecekse yapmasının da bir anlamı yoktu. (Nasıl bu kadar anlayışlıyım ben de anlamadım, galiba gerçekten aşığım. J)
Çok geçmeden aradı; "Beni bu kadar sevdiğin için teşekkür ederim." dedi… J Ve paylaştığı videonun altına seni çok seviyorum yazdı, yine de bu konuyu çözmedik…


Akşam msn'de ona;
"Sen bugün anlatınca aklıma geldi. Mahallenin bakkalı bir adama "Senin karın orospuluk yapıyor." demişti, adam karısını öldürdü!
Bakkal sonra çok pişman oldu çünkü orospuluk derken sadece 'kötü bir kadın, dedikoducu' anlamında demişti…
Ama adam bakkala neden böyle diyorsun, benim karım öyle şey yapmaz demediği için, kızdı, rahatsız oldu ve gidip direk öldürdü…

İnsanlar tek lafla ne ilişkiler, ne hayatlar bitiriyor değil mi?
Ve erkekler hep onurunu sevgisinden, aşkından önde tutuyor…
Sevgisini daha önemli görenler de kılıbık, layt erkek oluyor.

Erkekler balonlar gibiler, biri bir iğne sokunca içinde sakladığı, koruyup kolladığı nefesi hiçe sayıp patlayıveriyorlar..." dedim...

 

SEKS :)




Göğüs kafesimin içinde şişen bir balon var, kelimeler şişiriyor ve hisler… O kelimeler aklımdan da geçiyor… Ama çıkmıyor azımdan bir şey… Herkes yazar artık, herkes çizer, herkesin kelimeleri, herkesin kahramanları var…
Peki, benim neyim var onlardan farklı?
Hiç!
Uzun zamandır aklımda bir radyo programı yapmak vardı, tamam biliyorum konuştuklarım normalde bile anlaşılamıyor,
harfleri değil kelimeleri bile yuttuğum oluyor ve biliyorum komik ve zekiyim...


İşte bunlar arsında gidip geliyorum, he bir de başladığım bir işi bitirdiğim hiç görülmedi,
bu iyi bir şey program bitmez demek isterdim ama ben sürdürmeyi de beceremiyorum. J



Bir söz vardı; 'bu hayatta, yapmaktan daha zevkli bir şey var, hakkında konuşmak, o da seks.' Nasıldı bu söz ya?
Gerçekten o kadar zevkli ki (seks hakkında espri yapmak), insanlar önce nasıl şaşkın şakın bakakalır sonra
buna cesaret ettiğinizi düşünür ve sonra da espriden anlayacak kadar zekiyse güler. En çok da kendin gülersin,
en güzel espri çeşidi budur…
Ben "korkma gazozuna ilaç atmadım" dendiğinde, utanan kızlardan olamadım, 'salak' diyerek çekip gidenleri de hiç sevmedim…
Ya "ilacı boş ver o zevkten mahrum bırakma" dedim ya da "Becerememekten korktuğun için mi bayıltıyorsun" demek isteyenlerden…

Ben Ne Yapıyorum?



Bir gün yolda yürürken biri seslendiğinde size, dönüp barkasınız; ben bakmam. Biri size kızdığında, bağırdığında tepki verirsiniz; ben vermem…
Anneciğim benim için saatlerce uğraşıp kahvaltı hazırladığında, seslenirse bana; kılım bile kımıldamaz…
İnsanların söyledikleri sözleri, bağırışları, kavgaları, gülüşleri, sevgileri umursamam, tepki vermem, duymazdan gelirim... Hayır, aslında ben gerçekten duymam… Kiminiz sağır dersiniz bana, işitme engelli demek daha kibar olsa da…


Benim insanlarım sessiz çığlıklar atar, ben onların yüzüne bakmazsam duyamam çığlıklarını, benim hayatım da kimse kahkaha atmaz sadece gülümserler, ama neden gülümsediklerini çoğu zaman anlayamam…
Kuşlar sessizdir, rüzgâr sessiz, annem bana mutfaktan seslenerek uyandıramaz beni, hiçbir baharı duyamam ben, sevgilim olsa da, sizin gibi söylediği güzel sözlerden etkilenemem. Ses tonu bana hiçbir şey ifade etmez çünkü benim hayatımda şu kulağımdaki çınlamadan başka ses yoktur.


İstanbul'u dinleyemem gözlerim kapalı, kapatırsam gözlerimi, hayatın bitmiş olması korkutur beni… Tek hazinem gözlerimdir benim. Görmeyenlere üzülürüm, ne kadar şanslı olduğumu da bilirim.
O aşkla izlediğiniz dizilerdeki karakterin arkasını dönüp giderken ne söylediği hep bir sırdır benim için, oda da herkes gülerken boş boş bakmaktan utanır gülümserim anlamsızca…
Elimi hoparlöre dayayıp temposunu bildiğim müziklerin sözlerini anlayamam, altta yazmadıkça…
Duymazdan gelirim J, hayır aslında ben gerçekten duymam…
Hayat zor, kimi zaman anlamsız, kimi zaman imkânsız, biri benim için imkansızı başarmış


…… TV tüm filmleri, dizileri, klipleri alt yazılı verecekmiş… Ve belki bir gün ben de, …… TV'de yayınlanan eğitimler sayesinde size bir şiir okuyabilirim, hiçbir zaman duymadığım ve duymayacağım sesimi size duyurabilirim…
Bu akşam herkes uyuduğunda beş dakika televizyonun sesini kısın ve hadi anlamaya çalışın bir şeyleri… Sizce buna kaç dakika dayanabilirsiniz? Evet, benim için bir ömür…
"Empati hayatı güzelleştirir, sıra sizinkinde…"
Şubat 2010

3 tane, 5 TL…


Derslere girmek için, okula geldim, arkadaşlarımla ev tuttuk…
Ev kirası için en iyi arkadaşımdan borç aldım, 3 tane 5 TL var elimde ve para isteyeceğim kimsem yok çünkü annemden 2 hafta idare edeceğim diye tüm parayı kredi borcuna yatırdım..


3 Tane 5 TL ile 2 Hafta
Aklıma iyi bir fikir geldiğini düşünerek, okulun kültür müdürü denen süslü bayana gidip, sınavlara gelecek param bile olmadığını, geçici bir dönem için burs istediğimi söyleyince,
canım buyur çikolata ye diyerek nazik bir teklifte bulundu, sonra da bu dönem ki bursları kaçırdın artık ikinci dönem diye ekledi…


Eğer sen kendin için bir şey yapmıyorsan, başkasından senin için bir şey yapmasını bekleyemezsin!


Bu gün kimseye küsmeye hakkım olmadığını öğrendim, ev arkadaşımla tartıştım, sinirle evden çıktım…
Karşı sokaktan müzik sesleri geliyordu; düğün, kına tarzı bir eğlence vardı. Gidip izlemeye başladım, hoş geldiniz diyerek öptüler beni, tabureye oturttular.
'Sevemedim Karagözlüm' parçasında halay çeken ilk insan topluluğu karşımdaydı. Tüm üzüntüm, sinirim, kırgınlıklarım her şey kayboldu…
Ne olursa olsun, hayat bitti dedirten şeyler de gelse başına; bir tek kişi bile gülüyorsa, hayat devam ediyordur!
Unutma!


400 bin TL borcum var, sayısal çıkmadı, babam sanırım sokaklarda kalıyor, üşüyor, aç, annem hasta ama kimsesi olmadığı için ameliyat olamıyor, benim sınavlarım var…
Babama ulaşamayan borçlular bana ulaşıyor. Her telefon çaldığında annem mi diye korkuyorum, 'eve haciz mi gitti diye?' Bunun için İstanbul'a döndüm ve ikametgâhımı bu evden aldıracağım.
Kimseden, hapisten hiçbir şeyden korkum yok, çünkü yakında her şey düzelecek, eminim… Az Kaldı!
Çok az!

Sevgilim…



İlerde bir gün gelecek, sadece seni görmek için gece yarısı gözlerimi açacağım, sonra sana sarılıp,
kokunu içime çekerek tekrar uykuya dalacağım sevgilim...

Sen bebeğimizi göğsüne uzatıp, kanepede uyuya kalacaksın, sonra büyüyecek ve sen onun en değerli varlığı olacaksın;


en üzgün, en mutlu anlarında hep seni isteyecek ve sen hep gideceksin...

Televizyon izlerken, üşüdüğümüzde, bir şeye üzüldüğümüzde hep birbirimize sarılıyor olacağız.

Arkadaşlarınla içmeye gittiğinde gelip kollarımda sızacaksın ve ben seni öpmeye doyamadan uyuyakalacağız...

Ben sana küsüp yatağın taa en ucuna giderim, yorgan kavgası da yaparız...


sonra sen beni yatağın ucundan çekip kollarının içinde sarmalarsın, öpüp, koklar, gönlümü alırsın... :)

Baban, annene küsünce bize gelir, torununu özlediği için de gelmiş olabilir, küsmek bahane...

Bayramlarda sen oturursun, biz de penguenler gibi sırayla elini öperiz :) sonra da annemizlere gideriz arabamızla...

Arada bebişleri Cenk'e bırakır :D baş başa akşamlar geçiririz...

Sen benim ol, benimle ol, sevgilim ol, kocam ol bana dünyalara değer meleğim! :)
J




___________________________________________________________________________________________________________________

Aşağıda ki cümlelere sen okuyamayacaksın;
Bugün Tüyap Kitap Fuarı'na gittim, orada engelli güzel bir bayan yazar şunları söyledi; sevgilisi ona "Ben sana aşığım ama ailem bu ilişkiye karşı çıkabilir" demiş…
Ne acı değil mi sevgilim, işte o an kime acımamız gerektiği konusunda emin olamıyorum… Engelliye mi, ailesine mi?
İstenmeme duygusu o kadar acı ki; seni seviyorum, sana aşığım, seninle ve ailenle mutlu olmak en büyük arzum iken, ben istenmediğimi biliyorum.
Bağırmak haykırmak istiyorum, "Elimden gelen bir şey yok, bu benim elimde değil! İnanın bana aksayarak yürümeyi, bir şeye uzanırken titreyen ellerimden utanmayı ben de istemiyorum."
Seviyorum sevgilim seni, biliyorsun! Ama bazen sevgi yetmiyor…


________________________________________________________________________________________________________________________________________

Ben daha bunları yazmadan çok çok önce, 05.11.2011 saat 04:41:42'de aşağıdaki mail gelmiş, ben kendi içimdekileri yazarken aslında hiç okumadığım bu sözlere cevap veriyormuşum... **** Aşkım, kadınım, Seni çok seviyorum deliler gibi... Sen benim herşeyimsin! Şuan yanında olmak sana dokunabilmek için can atıyorum, Allah'ım bize yardım etsin. kalbim senin için atıyor... Çok özlüyorum seni... :'( Arayacaktım aslında ama uyandırmak istemedim melegim. Masal'ı da öp benim için gerçek aşkım. (: Aşkım sen benim hazinemsin en kıymetlimsin en degerli varlıgımsın... Ömrüm senin olsun, kollarında yaşlanmak, bir ömür boyu seni sevmek ve beraber olmak istiyorum, Allah duamı kabul eder inşallah... Seni çok mutlu etmek istiyorum ve edeceğim... Benim biricik sevğilim...
 

7 Kasım 2011 Pazartesi

Gidememek!


Gün: 3 Kasım 11 / Perşembe


Okula gitmek için yola çıktım…Binlerce bahane fısıldadı yüreğim, içime… Oysa kesinlikle okula gitmeliydim, ders vardı, yemek yemeliydim çünkü evde yapacak param yoktu ve diyordum ki; "Kımılda Duygu, gittiğin yerde bir fırsat çıkabilir karşına!"…
İçimden gelen her duygu, ayaklarımı eve çeviriyordu, otobüs gelmediği için eve gitmeliydim, üşüdüğüm için eve gitmeliydim, derse 5 dakika geç kalacağım için eve gitmeliydim…

Bu halim yüzünden İstanbul Üniversitesi'ni bırakmıştım, aradan yıllar geçti ve geçmemişti korkularım.Korkuyorum…
Otobüs geldi, bindim, dersliği buldum, nefes alamıyordum.Hoca bana kızarsa bende ona kızacaktım, binlerce kez bunu kurdum kafamda,

"Siz buraya gelmek kolay mı sanıyorsunuz?
Bin defa eve gitmek istedim, kendimle savaştım otobüs durağında beklemek için…
Siz insanları bu kadar severken, konuşmayı, hayatı bu kadar severken ve sevilirken asosyal olmak kolay mı sanıyorsunuz?
Değil, hiç değil! Korkuyorum!"

Yine de giremedim içeri gidip boş bir sınıfa oturup sevgilimle konuştum, ders bitene kadar…
Hayat bu kadar kolay işte, bu kadar zor!

Ben sadece korkağım, neden korktuğumu bile bilmekten korktuğu için bilemeyen bir korkak!

İçimdeki Ben! - Hadi!



Hadi ama hadi artık çık, içimde beni rahat bırakmayan deli…

Çılgınlıklarına gem vuramadığım, asi…

Farklı, en farlı uçları seven şizofren…

Çık içimden ve gerçek beni göster bana, çünkü gittikçe güçsüzleştiriyorsun beni. O kadar ki; ölüm gelirdi eskiden aklıma şimdi ona bile gücüm yok…


Ben aşıktım, çok seviyordum ve ayrıldım. Bin tane küçük nedeni birleştirip, bir neden yapmadığım halde ayrıldım. Çünkü kendimi, kendime bile yeterli göremiyorken, ona anlayış gösteremiyordum.

Çok üzgünüm ama ayrıldım… Çok ağladı, içim yandı ama ayrıldım! :(

3 Kasım 2011 Perşembe

Erdal Demirkıran'a Mektup...


Çaresizce ofiste otururken, dünyanın en akıllı adamından fikir alalım dedik... Sabah olur olmaz Kashna'yı aradık, asistanı olduğunu söyleyen bayan Erdal beyin bugün orada olmayacağını, eğer ona mail atarsak kendisine ileteceğini taahhüt etti. Biz de gece yazdığımız maili kendisine gönderdik.


"Merhaba Nalan Hanım,
Bu maili acil olarak Erdal Bey'e bugün ulaştırmak, boynunuzun borcudur. :)


Kim olduğum ne iş yaptığımla ilgili sorularınızın cevabını ekteki dosyalarda  detaylı olarak bulabilirsiniz ama kısa bir cevap arıyorsanız ben Duygu; şu an müthiş fikirlerini hayata geçirmek için yola çıkan ve iflas etme sanatkarı olma yolunda çok hızlı ilerleyen bir dahi, bir şirket sahibiyim.


%40 fiziki engelliyim, Sakarya üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü öğrencisiyim ancak alacaklılarla uğraşmaktan sadece iki gün olan okuluma haftalardır uğrayamıyorum. Çünkü ben gidersem buralar yağmalanacak biliyorum. Annem devlet memuru "okuluna git, evine gel, başka bir şeye bulaşma." diyen biri… ama Erdal Bey'in "Eğer o tarihten önce felçli olursam ve savaşları durduracaksam felçli biri olarak durduracağım" dediği gibi, ben de 3 gün sonra hapsede girsem de bu işleri başaracağım… Ben soysal girişimciyim ve 'soysal girişimci' pes etmez, kendini korumak için kafasını kuma gömerek bulduğu çözümleri hayata geçirmekten korkmaz! Babam en büyük destekçim ama o da şu an bir şeyleri toparlamak için Ankara'da…


Sizinle neyi nasıl çözeriz bilmiyorum, sadece derdimi tüm gerçekliği ile paylaşmak istedim. Şu an fark ettim ki; paylaşmak çok tehlikeli(!) çünkü "her şey paylaştıkça çoğalır" diye bir inanışla büyütüldük. Neyse, kendinize iyi bakın…



Saygı ve sevgilerimle,
İyi çalışmalar...



2 Kasım 2011 Çarşamba

Neler mi oldu?


Haciz geldi!
Tüm çalışanlar şirketimi şikayet etti…
Sevgilim ofise gelen haciz tam bitmek üzereyken, gelen başka bir alacaklının küfür etmesi üzerine, onun bileğini kırdı…
Babam günler günleri kovalarken her gün ödeme yapılacak diye söz vererek insanların güvenini tamamen kaybetti.
En iyi arkadaşım babam hakkında dalga geçer cümleler kurdu diye onu sildiğim için, bana senin için yaptığım her şey haram olsun diye mesaj attı.
Engelliler için büyük şeyler yapmaya çalışırken, kendi çalışanlarımı, iş yaptığım insanları engellilerden nefret eder hale getirdik belki de…

Geçmiş günlerde yazamadım. Babam Ankara'dan dönmedi. 6 gün ofiste yattık; ben, sevgilim ve babamın gece yarısı geleceğini düşünen 4 çalışan…
Onlar 4'lüyü tamamlamış okey oynarken, ben içerde çığlık çığlığa sinir krizi geçiyordum. Oysa gün içinde alacaklılar üzerime yürürken, bana siz dolandırıcısınız derken ne kadar da güçlüydüm…
Böyle şeylerin iyi tarafı, size kimin, ne kadar değer verdiğini görmenizdir… Ve kendi sınırlarınızın ne olduğunu görmek!