10 Mart 2013 Pazar

Pes etme..




Anneniz, babanız, aşık olduğunuz adam… En iyi dostundan, en büyük düşmanına kadar herkes düşmanlık yapar insana. En büyük acıları da en çok sevdiklerin çektirir. Hele kendin! Kendi kendine yer bitirirsin kendini. Veee “Pes ediyorum.” Yazar, gidersin.

Evet, şu an her yerim ağrıyor; belimden, kalbime kadar. Kahvaltı yapmak, odadan çıkmak için annemin evden çıkmasını bekliyorum. Babama yüzünden sayılacak bana açılan 3,4 tane dava var. Daha bu Perşembe annemi beni dövdüğü için 155’i arayarak asayişe götürttüm. Hayat zor işte, acı çekiyor herkes. Ben de onlarla birlikte acı çekiyorum ve bu kadar üzüntü yüzünden hastalığım arttı, 11 senedir sol elim, 3 senedir boynum titriyor. Ve ben güzelliğe önem veren biri olarak bunlara daha çok üzülüyorum ve titremelerim daha çok artıyor.

İstanbul dışında okuyorum, insanlar orada kalırken ben; her hafta o ağır çantayı taşımak, her hafta kalacak yer bulmak için insanlara yalvarmak zorunda kalıyorum. İnan şu an bana yardım edecek, gözlerimden ölüm aktığı halde dur diyecek kimsem yok.

Ama dedim ya… Hayat böyle bir şey değil.

 

15 Aralık 2012 Cumartesi

Klozetten Çok Korkuyor!?




O kadar canım yanıyor ok kadar üzülüyorum ki. Sınavı 3 hafta ertelettim. 3. Haftada da bugün sınavım olduğu halde hiç çalışmadım. Ve şimdi de ona çalışmak için diğer derslere gitmedim.

O kadar mutsuz, üzgün ve çaresizim ki. 6 yıldır hep aynı acıları çekiyorum. Hep aynı dönemecin içindeyim. Ders çalışmak için her şeyi erteliyorum. Ama ders de çalışamıyorum.

Sonra sınavlara da giremiyorum, çalışmadım diye. Hocaların gözünde, arkadaşlarımın gözünde hep zanlıyım. Sevdiklerim beni sevenler ne kadar acı çektiğimi görmüyor. Boş vermiş olduğumu düşünüyorlar, umursamaz ve tembel… Ben acı çekiyorum, hem de çokkk. Ve en büyük sorun da bu acıları kendi kendime yaptığımı düşünmem. Kendimi yiyip bitiriyorum adeta.

Ama 6 senedir, hatta ilk okuldan beri bu var, 20 senedir ben de düzelmeyen bir şey var. Bir tarafım ölmeyi dilercesine her şeyden vazgeçmiş hayatla tüm bağlarını koparmış; diğer tarafım, aşık, umutlu, mucizelere sonuna kadar inanan, hayat dolu, hayata sımsıkı tutunmuş. Ve ben bu iki tarafımla bir tarafı felçli biri gibi aksaya aksaya yürüyorum.
Her olan şeyden kendimi suçladım ben, kendi canımı çok acıttım. Bir çocuk tanıdım, sonra. Basit bir ameliyat geçiriyor, hemoroid ameliyatı, genelde çok basittir bu ameliyatlar. İşte o anda bir şey oluyor çocuk çok korkuyor ve o günden sonra bir daha tuvalete oturamıyor. O da benim yaşlarımda, gençliğinin baharında, arkadaşları var, arabası var… Her gün altı bezleniyor, tuvaletini yapmaktan korktuğu için taksime eğlenceye bile altı bezli gidiyor. tuvaletini yapmaktan korktuğu için müthiş ağrılar çekiyor. Deliriyor, akıl hastası gibi davranışları var şu an, insanlar ondan korkuyor.
Derdi ne biliyor musunuz, sizin kitap okuduğunuz, bulmaca çözdüğünüz, farkında bile olmadan alelade bir şekilde oturduğunuz o klozete oturmak. İşte bir insanın tüm varlığının karıştığı, onu deli yapıp insanlıktan çıkartan şey o aptal klozete oturamamak.

Git koy şu kıçını, bak benimkinden bile kolay ben sayfalar dolusu ezber yapmak zorundayım seninki daha kolay, git koy!!! Olmuyor ki! Bu kadar basit ama olmuyor biliyorum.

Bir insanın en büyük düşmanının kendisi olması insanı gerçekten delirtiyor.

Acaba ben neden bu hale geldim, niye?


1 Eylül 2012 Cumartesi

bazeeennnn...


Bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen…

Yok yok olur, yeter ki inan mutlu ol. =) Şu an boynum o kadar sallanıyor ki inanamazsın =) Her şeye hayır der gibi sallıyorum kafamı… =) Mutluyum ama mutluyum çünkü aşığım, seviyorum ve huzurluyum.

Odamdayım yerde oturup bunları yazıyorum. Odamı görseniz bu kadar pis, bu kadar dağınık olamaz ama sevmiyorum bu odayı temizlemiyorum. Temizlersem burada yaşamaya mecbur kalacakmışım gibi… Hapishanem burası benim, dışarı çıkamadığımda, annemin yüzüme bakmadığı zamanlarda, benle ilgilenmediği anlarda kullandığı tek cümle burayla ilgili “temizle şu odanı!”

Boynum çok ağrıyor. Sanırım beynimin yükü ona ağır geliyor… )=

6 Ağustos 2012 Pazartesi

gece..


Merhaba hayat,

Bugün sana çok kızdığımın farkındayım. Ama bazen nedensizlikler içinde dipsiz bir kuyuda gibi çırpınmaktan vazgeçip sadece çığlık atmak istiyor “neden buradayım?” diye. İnsan en çok kendine eden ne ederse derler ya, işte bir de kendime verdiğim zararlar delirtiyor en çok beni.

Ne kimseye güvenim kaldı, ne de sevgim bitti. Ne vazgeçiyorum, ne de savaşa devam edebiliyorum. Dedim ya, öylece kalakaldım sadece ağlayabiliyorum, bağırıyorum halime.

Umudum hiç bitmiyor, bitmesine de; sabrım kalmıyor işte. Bazen hiç bitmeyen bir kısır döngünün içinde gibi hissediyorum. Annemle kavgalarım, sevdiğim kişilerden uzaklaştırılmak istemeler, onların beni sevmiyor olduğunu söylemeleri… Bunlar beni çıldırtıyor.

O kadar korktum, o kadar aşağılandım ki; bir türlü kendim olamadım bu hayatta. Anneme bana yaptıklarını anlatmaya çalışırken nankör oldum, annemi birilerini anlatınca yalancı oldum, başarılarımı annemle paylaşınca beceriksiz oldum, birine aşık olunca istenmeyen oldum. Ya ben bir türlü kendim olamadım. Hayatı hep deli dolu yaşamak istedim; ya deli oldum ya da dert dolu…

En çok anneme gülüyorum, en çok onu seviyorum bu hayatta, o yüzden en çok canımı o acıtabiliyor. =)

Her gün vazgeçiyorum bu hayattan ve sen her gün beni bu hayata bağlıyorsun aşkım. Her gün kendimi kaybediyorum ve sen bulup getiriyorsun beni kendime. Ama çok az kaldı kendimi bulmama, o zaman geçecek tüm kaoslar. Çok mutlu olacağız…

8 Temmuz 2012 Pazar

Ailem



İçimde çok acıyan yaralarım var,Dokundukça kanatıyorlar, gözlerimden süzülüyor rengi kaybolmuş kanlar,
Kendime hiç sahip olamadığımı hissettiğim o mükemmel aileyi kurmak için savaşıyorum.
Bebeğime en iyi anne olup, olamayanlara sevginin gücünü, bir evladın canımızdan bir parça olduğunu göstermek istiyorum.
Annem, babam bana aile olamadı ama ben senin ailenle o müthiş gücü var etmek istiyorum.
İnsanın başına her şey gelebilir ama onlar arkandaysa her şey sadece ilerde anlatılacak basit bir anıdır.

Biliyorum, şu an genciz ve ben de gençliğimi yaşayamadım ama çocuk olamadım ki genç olacağım.
Ben annemin dizinde ağlayamadım ki canım acıdığında, üflemedi ki yüreğime geçsin diye...
Ben aile olmaya çalıştıkça sen bana aileni bırak yalnız yaşa dersen ben daha çok üzülürüm sadece.

Sen... Ben... Biz!


29 Haziran 2012 Cuma

Devam et...




Bu zamana kadar sevgilimden yüzlerce kez ayrıldım. Bazen haftada her gün; bazen günde iki, üç kere...


Ne zaman hayatımdan sıkılsam, ailemle doğru ilişkilerim olmadığını hissetsem, yeni de bir hayat kurmayı düşünsem, hep değişime sevgilimle başladım. Sanki onu bile bırakırsam değiştiremeyeceğim şey yok gibi, sanki ayrılınca o büyük acıyı azme çevirecekmişim gibi, sanki ayrılınca daha da büyük bir sevgiyle barışacakmışız gibi... 


Sonra gördüm ki o üzülüyor, kırılıyor, gerçekten bana değer veriyor. Seven her insan aşktan ziyade saygıyı hak eder. Ve onu deli gibi sevsem de bununla birlikte değer veriyorum ve saygı duyuyorum.


Ayrılmayı istemek gerçekten bir dürtü. Bilinç altının, korkuların, hatta filmlerin ateşlediği bir yangın... Ama şimdilerde beynim kendini gün geçtikçe terbiye etmeye, dürtüyü aldığım anda doğru olmadığı için işleme koyulmaması gerektiğine hakimim. 


İnsan kendine her şeyi öğretiyor. Beklemeyi de, gitmeyi de...