31 Aralık 2011 Cumartesi

Ben Yanarım




Ben yanarım, küllerini savurur içimdeki köz,
Sönse de gün ay, ben sönemem...

Kimseye ait olamıyor kalbim, hep terk ediliyor.
Bazen sözle terk ediyorlar, bazen koşullar el vermiyor sevmelerine, bazen sevdikleri istemiyor beni, bazen güçleri yetmiyor benimle kalmaya, bazen hatalarım beni terk edilmeye mahkûm ediyor.
Önce çok seviyorlar, önce çok güveniyorlar…


Hiç bu kadar yaklaşmamıştım, aşkın kalbine, hiç bu kadar güzel sevilmemiştim anneannemden sonra…
Koşulsuz sevildim, sabırla sevildim, özenle, kalpten sevildim… Herkes beni bu zamana kadar kusurlarıma rağmen sevmişti, onlara rağmen deli gibi sevilmiştim ama bu sefer kusurlarımla sevildim… Her şeye rağmen değil, her şeyimle sevildim.
Ama bitti.


Bir kadın hisseder bittiğini, bitti… Seni nasıl özleyeceğim… Nasıl kokunsuz nefes alacağım uzun süre bilmiyorum.
En kötü ve tek huyum sabırsızlıktı, öyle söylemiştin… 


Nefes alamıyorum bazen, ondan bu çırpınışlarım.


27 Aralık 2011 Salı

Bummm..!





Bugün saat 07:52

11 yıldır kimsenin yanında yemek yiyemiyorum. 11 yıldır aç geziyorum. ama sana sorsan öküz gibi yiyorum değil mi? çünkü evde utanacağım, korkacağım kimse yok. bunlardan haberin var mı? bunun için bir kere aradın mı beni, doktora götürdün mü? şimdi ister 100 milyar borç olsun, ister öldürsünler umurumda değil.


2 gün önce

Borçlardan bahsetmiştim, babamla bir şirket kurduğumu ve battığımızı da, battım demek ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü kalbimde ki ateş sönene kadar devam edecek bir iş bu…


Annemin hiçbir şeyden haberi yoktu, üzerime bir şirket, 33 hat, 70 binlik senet, her şeyi bırakıp uzaklaşmış bir baba, 400 bin TL borcum vardı…
Annem babam evimize haciz getirdiği için ondan nefret ederdi. Ben daha çok küçüktüm. Adamlar eşyalarımızı götürürken çok üzülmüş ve "Polis olup hepinizi döveceğim." demiştim. Şimdi aynı şeyi ben yapıyorum anneme.
Üzgün değilim, bunu şu an açıklayamam çünkü nedenini ben de bilmiyorum. Ortağım olan kişi eve gitmiş ve anneme kendi eklediği yalanlarla birlikte her şeyi anlatmış. Annem arayıp önce sorular sordu, yalan söylememeye çalışarak onu sakinleştirmeye çalıştım. O kadersiz diye kendilerini vasıflandırdıkları insanlarsan biri…

 

Facebook'daki mesajlarımızı aynen kopyalayacağım. Annem biraz abartarak konuşur bunu göz önünde bulundurmayı ihmal etmeyin.


Annem:
duygu ben ne yapacağım şimdi
duygu yalan söyleme
iki dakikadan
şarjın mı bitti
duygu cevap ver
duygu cevap versene
duyu ne yapacağız
adamlar sana
da bana kötülük yaparlar kim bizi koruyacak
telefonu açsana
konuştun mu
şerefsizle

Ben:

benimle ilgisi yok anne
konuştum
buraya gelmeyecekler
konuştum niye adilik yapıyorsun dedim
seni şikayet edeceğim dedim savcılığa.

Annem:

çok fena oldum ya
diyor her şeyi duygu yaptı babasıyla alakası yok
senedi gösterdi
gidip geldiğin o arabalar kimindi

Ben:

üzülme üzülecek bir şey olmaz
annecim yalan söylemişler
o benim imzam değil
ismi ben yazdım ama imzayı ben atmadım
ismi
de ben yazmadım ya
hatırladım şimdi
benle hiç alakası yok

Annem:

niye yazıyorsun demiyor musun ben nasıl böyle yaparım kimim yok kimsem yok bizim başımıza
bir şey gelse bizi bir arayan bile olmaz
senedi gördüm senin adın var

Ben:
tamam, da ben imza atmadım
babamı aradım şimdi
senle ilgisi yok dedi
ben de kavga ettim
beni niye bulaştırıyorsun dedim

Annem:
ne yapacağım şimdi ben belim melim hiç tutmuyor çok korktum ben
adamlar diyor neler yapacağız bundan sonra

Ben:
anne kendini bırakma
korkutmak için yapıyorlar
babam para versin diye
bu evi zaten bulamazlar
yarın da savcılığa gideceğim, şikayet etmeye

Annem:
niye bana böyle yapıyorsun yazık değil
mi bana sana o şerefsizle beraber ikiniz birlik oluyorsunuz bana niye böyle düşmanlık yapıyorsun gece yarısı adamlar kapıya geliyor
belki yarın okula gelirler
başına seninde benim de bir iş getirirler baban bizi arayacakmış
adamların gözü dönmüş

Annem:
Cemal de mi ortak diyor
Polat diyor duygu cemal ile yaşıyor
o da onlara ortakmış
üçü ortak diyor
Neriman'ın yanında diyor cemalle yaşıyor neler söylüyorlar neler
sen Cemal'le mi yaşıyorsun zaten ne yaptığın hiç belli değil şerefsiz

Ben:
Allah onun belasını versin
pislik
ben ona yapacağımı biliyorum
cemal ortak falan değil
onun alakası bile yok
onunla da yaşamıyorum
o ailesiyle yaşıyor
işte çocuğundan haberin olmayınca
her denilene inanıyorsun
ben ders çalışacağım

Annem:
çocuğum bir gün beni insan yerine koyuyor mu?
Acaba
gideceğim diyorsun gidiyorsun
gece gündüz evden çıkıp gidiyorsun nereye gittiğini nerden bileceğim ben
söyler misin?
ben ne yapabilirim

Veee can alıcı mesajlar…

Annem:
gelen adamlar diyor ki ikametgah adresi burası muhtardan ikametgah almışsınız iki şerefsizde. aşağılıksınız ikiniz de adamların arabasıyla gezdin gezdin şimdide benim başımı belaya sokuyorsunuz adamların yanına arabalara kuruldun hiç utanmadan adamların yanına oturuyordun mahallede milletin içinde sende ne utanma var nede şerefsiz aynı o şerefsiz gibi yaptın kendini de şerefsiz yaptın artık sende onun gibi kaçar durursun ama beni adamların önüne bıraktın gerçi sende kaçamazsın o şerefsiz seni kurtarmaz ki ancak kendisi saklanır senle ben adamların elinde kaldık bakalım senin de benim de başımızı neler getirecekler seni adını bir sürü senet var polis senide arıyormuş adamlar diyor eve polisle celp bıraktık almadınız mı sen ne işler çevirdin bu kadar hiç Allahtan
korkmadın mı hani bu kadar oruç tutuyorsun namaz kılıyorsun acımasız vicdansız bak korkudan ne yatabiliyorum mahvoldum acımasız seni...

Ben:
2 tane şerefsizin lafına inanan sensin. söylediği her şey yalan yarın savcılığa gidip şikayet edeceğim o hayvanı. araba onun değil babamın arkadaşınındı. Polat da şoförlük yapıyordu. babam
ikametgah falan almadı. muhtarda kaydı yok. celp gelse senin eline geçer. her söylediği yalan. ortaya sen
ortaya laf atıyor ki birbirimize girelim. ,
dersim var ama yine de uğraşacağım o adan

Annem:
sende mi uyuyamadın
şerefsiz de o şerefsize baba denir mi?
sana bana hiç acıyor mu vicdansız nasıl böyle şeyler yapıyor adamlar diyor babasıyla alakası hiç yok her şeyi duygu yaptı ben dedim duygu nasıl yapar 27 yaşında niye yapmasın diyorlar biz babasını tanımıyoruz
her şeyi duygu yaptı.
sınavların olsa
ne olacak piyasayı dolandırmışsın seni okuldan
da atarlar Vergi D. 10 milyar borç Vodafone'dan aradılar üç tane telefonla ne işin var söyler
misin sen kimsin kendini ne zannediyorsun bütün bankalardan arıyorlar
kim bilir oralara ne kadar var artık babanla birlik olup şimdide Sakarya'yı
dolandırırsınız şerefsizler insanlara hiç mi acımıyorsun akşam adamlar gelmişler nasıl perişanlar bana zaten hiç acımıyorsun acımasız şimdi artık eve
de gelemiyorsun cemalle mi Sibel'le kimle istiyorsan sabahlara kadar gezersin artık değil
mi zaten
burada olsan
da beni insan yerine koyduğun yok ya gece istediğin saatte geliyordun benden utanmıyorsun Allahtan korkmuyorsun komşulardan da hiç utanmıyorsun istediğin saatte Murat'ı eve koyup benim yanımda bile kapıyı kapatıp ne yaptığın beldi değildi sen ne biçim insansın şimdi kendini de iyice mahvettin nasıl bu
kadarını yapabildin hiç mi kendini düşünmedin beni zaten hiç düşünmüyorsun
Allahtan korkmaz demiyor musun bizim dünyada ikimizden başka kimsemiz yok bak şerefsiz sana acıman mı hiç ne kadar borcun altına soktu seni okuldan da atarlar bir dolandırıcıyı okulda tutarlar mı hiç?

Ben:
okulla ne alakası var, borcun saçma sapan lafları bana söyleyip durma. tamam, ne yapmak istiyorsan ne yazmak istiyorsan yaz okuyorum ben.
sen bana sadece eve adamlar geldiği için
hesap sorabilirsin. yoksa bana hesap sormaya hakkın olduğunu düşünmüyorum. babam kadar sen de hayatımı mahvettin. engelli yaptın sonra utanmadan çalık, kakaç diye dalga geçtin. tek bir gün bir derdimi dinlemedin. ergenlik çağında bile tek bir şey demedin orkiti babam aldı çantama koydu, sutyenimi solmaz aldı. rahatsız oluyorsan gidip polise şikayet et. evet, bankalardan kredi kartı borcu yüzünden haciz gelecek. git nüfus idaresine burada oturmuyor de. yoksa kıymetli eşyalarını götürürler.
istediğin kadar nankör de ama ben senin iyi bir anne olduğunu hiç düşünmedim. sadece
eğlencelisin sadece bu yüzden seviyorum seni. ellerim titremeye başladı ne oluyor demedin doktor bile götürmedin.
ben 11 yıldır kimsenin yanında yemek yiyemiyorum. 11 yıldır aç geziyorum. ama sana sorsan öküz gibi yiyorum değil mi? çünkü evde utanacağım kimse yok. bunlardan haberin var mı? bunun için bir kere aradın mı beni? şimdi ister 100 milyar borç olsun, ister öldürsünler umurumda değil.

25 Aralık 2011 Pazar

Seni Aldatmadım!




Sana her zaman gerektiğinden fazla dürüstüm. Çünkü bir gün gelecek ve kendimi savunma şansım olmayacak, işte o gün bana güvenmek zorundasın, hem de benden bir açıklama duymadan.
Ailemdeki tüm kadınlar aşağılandı, dövüldü, hakaretlere uğradı, kandırıldı, emirler, yasaklar altında senelerini geçirdi. Hepsi kocalarından nefret ederek büyüttü çocuklarını ve sonra çocukları da onlardan nefret etti, annelerine kötü davrandı, annelerinin onları koşulsuz sevmesine rağmen.
Ailemde bir kader vardı, tüm kadınlar mutsuzdu. Hepsi ya boşandı ya da aynı evde nefretle yaşadı. Onlar önce zarar gördü, sonra da özür dilenerek tekrar aynı mutsuz hayata geri dönmeye zorlandı. Onlar gibi olmaktan çok korktum ve şimdi, bugün sen bana önce küfür edip sonra özür diledin, bunu affedersem onlar gibi olurum. Olmayacağım!
Ben doğduğumda, tanrıdan yeni kopmuşken masumdum, hala öyle olduğuma inanmak istiyorum ama korkak değildim. Şimdiki gibi değildim. Şimdi korku dediğimde bile korkuyorum, içim titriyor boğazım düğümleniyor, gözlerim doluyor. Ve ağlıyorum…
Karşı komşumuzun çocuğunun bacağı kırılmıştı, araba çarptı, çocuk yıllarca karşıdan karşıya geçemedi. Beni 5 yaşında kamyonet ezdi, o an bisiklete biniyordum. Ve iyileşince bisiklet istedim. Ben bu kadar cesur bir çocuktum.
Ama sonra çok korkutuldum ve şimdi okula gidemeyecek kadar korkağım. İçimdeki beni bir görsen, o kadar tatlı, o kadar cesur, o kadar deli dolu ki, akıllı, azimli, sevgi dolu, affedici… Bunu bazen görüyorsun değil mi?
Ama sana bunu göstermek için çok uğraşıyorum.
O içimde bir yerlerde kaybolmak üzere… Şimdi olabildiğince korkağım, ailemden nefret ediyorum, erkeklere zerre kadar güvenim yok, bana beni bekle diyen insanlardan nefret ediyorum, bu zamana kadar o beklediğim gün hiç gelmedi. İnsanları deli gibi seven ben, yapayalnızım.
Bebeklere neden aşığım biliyor musun? Çünkü onlar bana bir gün hiç dağılmayacak bir ailem olacağını umudunu veriyor.
***
Neden mi eskiden birlikte olduğum adama mesaj attım ve bunu sana söyledim. Çünkü korkuyordum, senden nefret etmekten, sana güvenmemekten, beni kandırdığını düşünmekten. Gitgide böyle düşünüyordum çünkü… Seni kaybetmemek için ailem dahil herkesten uzaklaştım, bu senin suçun değil, benim seçimimdi. Delicesine seni istiyordu beynim; yalnızdım, içim bomboş kalmıştı, seni özlüyordum. Korkuyordum, her geçen gün sensiz olmak canımı yakıyordu. Ailem sen ol istiyordum. Ama biliyorum; senin ailen henüz bunu istemiyor, sen buna hazır değilsin ve maddi durumumuz buna yetmez. Hayat çok uzunmuş gibi, sanki ben sabırsızlık yapıyormuşum ve haksızmışım gibi bekleyemiyordum. Sana kızıyordum ve sonra da buna hakkım olmadığını düşünüyordum. Böyle bir gitgeldi.
Cuma günü, seni kaybetmemek için o mesajı attım. Sordum kendime, sevgilini kaybedeceksin buna değer mi diye? Böyle idare edip seni içimde yok etmektense, sevgilimi kaybedip seninle dost olmak daha iyi bir seçimdi.
Asi olmamı sevmelisin, yoksa böyle iyi kalamazdım, yoksa sana aşık olamazdım. Bu kadar asi olmasam içime koydukları nefrete bu kadar süre katlanamazdım.
Seni seviyor muyum göremiyorum. Bilinçaltım kapalı şu an, seni, beni ve bizi korumak için belki de.
Ben küçüklüğümden beri hep kandırıldım, hep bekletildim, hep aldatıldım buna sende şahit oldun. Ama şunu bil ki seni sevmiyor bile olsam sözüne güvendiğim tek ama tek kişi sensin.
Senden en büyük dileğim; Ne olursa olsun, küçük bir yalan bile… Bu güvenimi asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla, asla ve asla sarsacak bir şey yapma! Çünkü o zaman güvendiğim başka kimsem kalmaz.
Ve insanları sev, ne olursa olsun; çünkü hepsi Allah'ın birer sureti…
D.U. 25.12.11 – 06:38

16 Aralık 2011 Cuma

Doğum Gününde Ailesiz Olmak!


Yarın doğum günüm annemle ve babamla kutlamayı çok isterdim. İkisinden biri de olsa olurdu. Ama yoklar... Sanırım 15 senedir yoklar... Daha mı fazla?

Hep arkadaşlarımla kutlardım, her sene bir parti :) Bu sene kendimi yaşlanmış hissediyorum, bir partiyi kaldıramam... Daha sakin bir şeyler istedi içim ama hangisini daha çok seveceğiz göreceğiz.

6 yıllık bir ilişkim bitmesine rağmen, fark ettim ki son 4 sene hep sevgilisiz kutladım. Sanırım yarın çok sevdiğim sevgilimle olacağım için baş başa olmayı istedim.

Yarın yeniden doğmak üzere hayatımı düzenlemem gerek, şimdilik hoşça kal... :)
Yarın olanları anlatırım...

15 Aralık 2011 Perşembe

Bir Devri Kapatmak!

Ne mi yapıyorum?

İnan ben de bilmiyorum ama çok huzurlu ve mutluyum. Biran da içimden gelen bir şeyi yapıyorum; tüm kıyafetlerimi, montları güzelce poştledim ve yarın bizim buradaki okula götüreceğim. :)
Şu an boşta olan tüm çantalarımı da koydum. Lisede 1 ay çantam olmadığını, komşulardan günübirlik ödünç aldığım çantalarla okula gittiğimi biliyormuydun. Annem bunları görse kesin nankör der bana... Belki de haklıdır ben abartıyorumdur. Ama babamdan beklerken yine annem aldı çantayı...

Eskiden bizim okula böyle yardımlar gelirdi ve benim de işime yarar, mutlu olurdum.. Yarın da umarım birileri bu poşetlerden işe yarar bir şeyler bulur...

Kullanmadığım veya da kullanmamayı umduğum, açılmamış ilaçlarımı da sağlık ocağına bırakacağım; 1 aylık 1 adet astım ilacı ne kadarmış biliyor musun? 130.00TL. Her zamanki gibi şanslıyım çünkü sağlık güvencem hep oldu. Annemin sayesinde o da...  



11 Aralık 2011 Pazar

Annem ve Gözyaşlarım…





Tüm ağladığım anlar gözümün önünden geçiyor şimdi…
Bak ilkokuldayız, herkes şu an hazırlanıyordur; ben yatağın üstünde ağlıyorum… Arkadaşlarımla buluşacağız ama benim giyecek bir şeyim yok ki… Annemin sakın bana destek olmasını bekleme, diyeceği şey belli; "boş ver gitme ne işin var?".


5. sınıftaydım herhalde, beden öğretmeni spor kıyafetleri olmayanları derse almıyordu, standart bir takım belirlenmişti. Annem almıyordu, neden mi? İnan hiçbir davranışını aklım almadı ki, bunu anlayayım. Annemin çantasından 4 milyon çaldım. Evet çaldım ama sigara, çikolata, oyuncak almak için değil, annemin sorumluluklarını, kendim yerine getirebilmek için…

Lise, Serpil'in abisinin düğünü var kuaföre gidip kaşlarımı aldıracağım. Annem para çekmeden eve gelmiş cebinde bir kuruş yok, tüm hafta sonunun parasız geçeceği yetmezmiş gibi, düğüne de gidemiyorum. :(

Lise ilk başladığı gün, formam yok… Yağmur yağıyor ayağımda yazlık ayakkabı… Çorabım sırılsıklam oldu okula yürürken, gidip yolda hemen bir çorap aldım. İstiklal Marşı okunurken, ben tuvalete gidip değiştirdim. Okula forma ve bot alınmadığı için birkaç gün geç gitmiştim zaten. Yine kendi imkanlarımla birbirine uydurduğum bir etek ve gömlek vardı. O kadar şık olmuş ki, beni özel okuldan geldim sanmışlar… 1 Hafta geçti, annem, babam alır hevesiyle bekliyordu, o da param yok diyor biraz daha sabretmemi istiyordu. Anneannem aldı! Arabamız vardı ama annem yorgunum sizinle uğraşamam diyerek bizi mağazaya götürmemişti. Yağmur başlamıştı ve anneannem yokuşu çıkarken nefes alamıyordu ama benim için hiç vazgeçmeden çıktı. O an da ağlıyordum.

Daha birçok sahne var aklımdan geçen, unutulmayı bekleyen…

Şimdi mi niye ağlıyorum? İstanbul dışında, okuldayım, kredi kartı borcu için annemi aramışlar. O da beni aradı, paraları çekip babana mı verdin dedi. Ben sana onunla konuşma demedim mi dedi…

Bugün kahvaltılık bir şeyler almak için markete gittik, kartın şifresini değiştirmiş. Aradım, yine bir ton şey söyledi; haciz gelirse burada oturmuyor de, dedim. Millet görecek, çilingirle açarlar vs vs…

Telefonu kapatıp, mesaj attım ve bir daha eve gider miyim bilmiyorum;

"İstediğin kadar nankör de, istediğin kadar yalancı de ama artık biraz da kendinde suç aramanın vakti geldi.
Küçüklüğümden beri ne zaman bir şey istesem, ne zaman bir şey lazım olsa babana söyle alsın diyip durdun. Hep beni son ana kadar bekletip sıkıntıya soktun. Dershaneye bile en son ben yazıldım, dersler başladıktan 7 gün sonra. Okula 2 hafta formasız gittim, hep nedeni aynı; "babana söyle alsın" dediğin için…
Şimdi gelip "Sana ondan uzak dur demedim mi ?"deme! 
Çünkü demedin! Ne zaman bir şey istesem, babana git deyip durdun... 
Para, hep benim duygularımdan, isteklerimden daha önemli oldu…"    

10 Aralık 2011 Cumartesi

How to: ……?




Anlamıyorum? Nasıl anlatacağımı da bilmiyorum, kendime bile?
Birini seviyorsun, senden ayrı yaşıyor. Bir işe girip bir miktar para kazanmayı ve ailelerden izin çıkınca ve 'bu yükün altına gidebilme cesaretini yakalayınca' sana evlenme teklif edecek. SAÇMALIK!
Her gün birçok şey oluyor ve ben bunları ona anlatmak için not alıyorum aklıma, buluşuncaya kadar hepsi uçup gidiyor. Bir şeyler öğreniyorum, onunla yapmayı hayal ediyorum ama buluştuğumuz yer bir kafe olduğu için sadece sarılmak ve herkesten gizlice dudağına kondurduğun kaçamak bir öpücükle uğraşırken zaman akşam oluyor, otobüslere dağılıp gidiyorsun…
Zaman akıp geçiyor, sevdiğin uzak… SAÇMALIK!
Tamam, diyelim bu durumun bir önemi olmadığını kuralların böyle işlemesi gerektiğini kabul ettik. O zaman dostlarınla vakit geçir, gez eğlen, bu zamanın keyfini çıkar? O da olmaz; senin bir sevgilin var her istediğin yere istediğin zaman gidemezsin, izin vermezse spora, eğlenmeye gidemezsin, kızlarla veya o çok eğlendiğin 'kanka'larla (erkek arkadaşlarınla) buluşamazsın. Veya yeni tanıştığın biri seni bir toplantıya, konferans davet edemez.
İçinden de gelmez gitmek, canın sıkıldıkça sevgiline sararsın. O da senin bir kız olarak bu tür kaprisler yapmanın normal olduğunu kendine inandırıp tüm sabrıyla sana katlanır.
Eğer yeterince sabrınız varsa içinizde kalan tüm boşa geçmiş günlerle birlikte evlenip mutlu olmaya çalışırsınız. Yaşın ya 30'dur ya da 45…
Evet, bence de; SAÇMALIK!

5 Aralık 2011 Pazartesi

Tanrı’yı Öldüremem!




4 gün önce…
Çok yorgunum ama uyuyamıyorum. Sabah doktora gitmem gerekecek ama uyanamayacağım biliyorum.
Babam bir gün bana ne dedi biliyor musun?
  • Ben her şeyle savaşırım ama sen savaşamazsın çünkü benim bir amacım var, dedi. Kesinlikle beni aşağılamak için değil, sadece çok çabuk yıkılabileceğimi anlatmak içindi ve onun neden asla pes etmediğine vurgu yapmak için... Bir hayat amacı olduğunu göstermek için…
Ölmekten bahsediyorum ya hani hep, bugün bir diziye daldı gözüm, sevgilisi ölen biri delicesine ağlıyordu. Sen geldin aklıma, eğer ben ölürsem ve sen böyle ağlarsan kesinlikle dayanamayacağımı anladım. Bu beni cehennemde yanmaktan daha çok kahrederdi. Ve o günden beri hiç aklımdan bile geçmedi bu kelime!
Hikayenin başlığı neden Tanrı'yı öldüremem biliyor musun? Bu akşam eve dönerken okuduğum bir kitapta Aykut Oğut, Mike Dooley'in 'Lost - Evrenin Amacı' kitabını özetliyordu;

"Tanrı evren'i yarattıktan sonra, son derece mutlu bir şekilde yaratımını seyrediyordu. Sonsuz bir boşluk, uçsuz bucaksız bir evren... İstediği zaman istediği yerde olabilir, istediği gibi Evren'i küçültüp büyütebilirdi. Zaman denilen kavramı da henüz yaramadığı için, sonsuzdan gelip sonsuza gidiyordu. Derken bir gün, bunu ne kadar sıkıcı olduğunu fark etti ve biraz daha 'değişik şartlar' yaratmak istedi. Kendi gücünü, yaratıcı gücünü tekrar tekrar fark edebilmesi, bu OYUNU daha keyifli bir hale getirecekti.(Sakın şaşırmayın, bilgisayar oyunu oynarken yaptığımız hiç de bundan farklı bir şey değil. Bir bölümü bitirip hemen daha zor olan diğerine atlamak, oyunu en keyifli kılan şeydir.)
Oyunu daha keyifli bir hale getirebilmek için kendine ilk yarattığı engel, gezegenler oldu. Böylece koca boşluk içinde ilk defa 'madde' var olmuştu. büyük bir zevkle yarattığı gezegenlere bakmaya devam ederken, bir şeyi fark etti. Bu gezegenlerin üzerinde olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmiyordu. Yukarı yıldızlara bakmanın, nefes almanın, var olmanın ne olduğunu hala deneyimlememişti... Gezegenlerin üzerinde var olabilecek canlıları yaratmaya başladı, AMA BİR EKSİK VARDI... hala yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemciydi. Kendini, yarattığı her canlı varlığın içine yerleştirdi. İŞTE bu YAŞAM denilen deneyimi tam olarak anlayabilmek için küçücük bir değişiklik yaptı: Her doğan canlının içine kendini yerleştirdi, ama onların bunu unutmasını sağladı. Böylece tanrı olarak -tanrı olduğunu bilmeden -hayatı bire bir deneyimleme fırsatı yaratmış oldu. Yarattığı canlıların aslında neden yapılmış olduklarını unutmalarını sağladı ama aynı zamanda bu canlıların, tekrar ne olduklarını hatırlayabilmelerine de izin verdi. İLK olarak, bütün güçlerini içimize yerleştirdi. İKİNCİ olarak da elimize, bize bu yolculukta yardımcı olabilecek en güzel haritayı verdi: DUYGULARIMIZ..."
O an intiharın neden o kadar günah olduğunu anladım. Çünkü beni öldürmek sadece beni öldürmek değildi; bir filmi yarıda kesmek, inanılmaz heyecanlı bir kitabın yarısından sonraki yapraklarını kopartmak demekti…

 

Ne Güzel Bir Aşktı Onların ki…



Arkadaşımın sevgilisi lösemi hastalığı nedeniyle öldü… Ölmüş!
Facebook'ta paylaştıklarını okuyarak öğrendim bu haberi. Önce arkadaşıma bir şey oldu sandım, sonra anladım ki sevgiliymiş göç edip giden… Öyle anlatmış ki, sadece içim acıdı! Bu ikinci, bir kız arkadaşımın sevgilisinin öldüğünü duyuşum. Bu sefer ilk yaptığım sevgilimi aramak oldu; dikkat et dedim sadece…


Bazen en küçük olaylar büyük kavgalar doğuruyor ya… Bin kere ayrılsak da, bin kere barışırız; bin kere küssek de, bin kere sarılırız… Ya ebediyen ayrılan sevgililer, onlar nasıl kavuşacaklar? Ya ebediyen sevmeye söz verip, geride kalanlar; onlar nasıl dayanacaklar?
Ve tekrar sevebilecekler mi sence?

4 Aralık 2011 Pazar

Bir Erkeğe Nasıl Davranılır?



Annem ve anneannem büyüttü beni, tatiller de babama giderdim. Annem ve babam, ben 1 yaşındayken boşandılar. Büyüdüğümde babamın bana en çok kızdığı şey onu düzenli bilgilendirmiyor olmamdı. Bir türlü beceremedim şu işi. Sevgiline, annene, babana, anneannene… Hepsine ayrı ayrı haber vermek biraz anlamsız geliyordu. Anlamsızdan daha doğru bir kelime var; becerememek. Hep unutuyordum babamı aramayı…


Şimdi bir sevgilim var; ona yeterince doğru davranıyor muyum emin değilim? Bir erkeğe nasıl saygı gösterilir bilmiyorum. Bu onun kullandığı bir cümle "Bana saygı göstermiyorsun!". 


Ona her şeyi anlatıyorum, ona tüm duygularımı, yaşadıklarımı, kötü olduğunu düşündüğüm şeyleri bile gizlemiyorum. Bu beni özgürleştiriyor, içimi rahatlatıyor. Kendime bu olayı betimleyen, sevdiğim bir cümle de buldum; "Hayatım da benim bilip, onun bilmediği bir şey yok.". Bu beni de onu da mutlu ediyor.


Benim insanların dediklerini bir kerede yapmama gibi bir özelliğim var. Bana bir şeyi en az 3 kere söylemeniz gerek. Neden mi? İnanın bilmiyorum. :)

Bir sorun daha var, bunu onunla konuşunca yazacağım…

1 Aralık 2011 Perşembe

Pembe Mezarlık!



Pembe bir mezarlık gördüm rüyamda,
Aşık cesetler şekerden tabutta,
Gezinirken ciğerim doldu bir anda,
Çürük çilek kokusuyla.

Kalbi atan ölü bedenlerdi hepsi.
Hepsinin başında birer ölüm perisi.
Soluk birer pembe gül kokluyorlar,
Karanlıkta.

Affet bu gece ölmek istedim.
Pembe bir mezarlık olmak istedim.
Karanlığı elimle bölmek istedim.
Seni çok özledim.

Çok istedim bu gece kendimi asmak.
Ellerimle kendi mezarımı kazmak.
Elimden gelen oturup evimde,
Sana şarkılar yazmak.


Sen bilmiyorsun ama sakinleştirici kullanıyorum çünkü çok bunalıyorum. Bu kadar şeye sahip olup hiçbir şey yapmamak beni tüketiyor. Gerçekten ölmek istiyorum, aklımdan psikopatça ölüm sahneleri geçmiyor. Belki birkaç hafta uyumak gibi, belki bir süre yok olmak gibi… Hiçbir şey yapmamak canımı yakıyor ama yapamıyorum da! Sınava çalışıp gidemiyorum, tüm konuları bitirmedim diye, aklımda tam oturmadı diye projeyi yazmayarak işi kaçırıyorum, tamamen iyileşmeyeceğim diye hiç iyileşmemeyi tercih edip spor yapmıyorum. Bugün Metin insanların kendine haksızlık etmemesi gerektiğini söyledi.
Ben kendimle o kadar çok kavga ediyorum ki, düzgün yemek yiyemiyor diye 11 sene kendimi aç bırakıyorum. Sevgilisine sorun çıkartıp onu üzmek yerine onu terk etmeyi seçiyorum, insanların beni çok sevmesini isterken hep onlarla kavga içinde yaşıyorum… Bana kimse yardım edemez biliyorum çünkü tüm sorunları yaratan benim (sanırım yine haksızlık ettim). J

Konfüçyüs diyor ki; kilitli kapıyı açacak tek anahtar onu kilitleyen anahtardır.
Bugün bana bizim için şuan pahalı olan bir kaban aldın, dün deneyip çok beğenmiştik. Bugün seni almaman için ikna ettiğimi düşünürken, ben senin lavaboya gittiğini düşünürken alıp gelmişsin. Dün kontör almaya gidiyorum dediğinde de almaya gittiğini ama kapalı olduğu için alamadığını biliyorum. J Getirip kabanı bana verdikten sonra sana sarılmak yerine, teşekkür etmek yerine sorun çıkarttığım için üzgünüm. Ama o kabana ihtiyacım olduğu için aldığını düşünmek hoşuma gitmedi, sadece beni mutlu etmek için almış olmak istedim. Bu sana çok saçma gelecek biliyorum ama şöyle düşün; biriyle sevişiyorsun ve sana seninle mutlu olduğu için değil de sadece senin ihtiyacın olduğunu düşündüğü için "süpersin!" diyor ve sen de bunu fark ediyorsun, tabi ki iyi hissetmezsin…
Aslında şuan çok mutluyum, seninle olmak, seni sevmek, seninle sorun yaşamak bile güzel…