30 Ocak 2012 Pazartesi

Biliyor musun düsündüm de eger uzun vadeli bir yolda degilsek, ben hiç bu yolda olmak istedigimi sanmıyorum...



Eğer birini seviyorsan onla beraber yaşamak düşüncesi baskı gibi hissettirmemeli. Biliyor musun düşündüm de; eğer uzun vadeli bir yolda değilsek, ben hiç bu yolda olmak istediğimi sanmıyorum. Bunun için elimizi çabuk tutmalı ve geleceğimizi mutlu yaşamak için çaba göstermeliyiz. Sana bundan sonra başka sorum, başka tenkitim olmayacak. Ya yavaşça düzenimizin kurulduğunu göreceğiz ya da kopup gideceğiz.
Seni seviyorum, çünkü!

Sen tanıdığım ve tanıtılmak için anlatılan tüm erkeklerden farklısın. Bunalıma girdiğimde "özel günün mü, kadın işte hepiniz hassınız, yine dengesizleşti" diyerek sabır göstermek yerine gerçekten neye kızdığımı, neden korktuğumu anlıyorsun.

Bir dost bulmak istesem, birine güvenmek istesem inan onun senin gibi dürüst ve güvenilir biri olmasını isterdim.

Sen bir aynasın sevgilim, tüm renklerimi sende görebiliyorum. Hiçbir rengimi eksiltmiyorsun benden. Bazen sana çarparsam kırılırsın, canımız yanar sanıyorum ama… Sen beni zaten içinde barındırıyorsun.

Hem kendim olup, hem sende yansıyabiliyorum. Hem özgür kalıp, hem içinde yaşayabiliyorum. Rengârenk kanatları olan bir melek oluyorum, senin karşında kendime bakarken…

Sen de benim Chiron’umsun; güçlü, zeki, güvenilir… Bana bir şey olduğunda hep yanımda olacağını biliyorum. Kötü günümde olduğun gibi, iyi günümde de ol…

Aşkımla…

29 Ocak 2012 Pazar

Bakımlı Olmak!




 * Ardından 7 dakika "Tangoda Temel Adımlar" egzersizini yaptım... Gayet zevki ve kolay!
Bir gün İstiklal Caddesi'nde sevgilimle dans etmem gerektiğinde güzel bir görüntü olmasını isterim.



 * Egzersizlere devam ederken şu mükemmeliyetçi tavrımın getirdiği en iyisi olmayacaksa hiç olmasın mantığını yok etmek için bölge böle ilerleyeceğim. Örneğin şu odamda asılı barfiks demirinde en az 5 tane barfiks çekene kadar kol çalışacağım. 


Aşağıdaki videonun 1:31' dakikasından sonraki, bayanların yapabileceği şekli ile başladım. 2x10 yapabildim ilk sefer için ama yapılacak olan 7 gün boyunca günde 3 kere 3x10...



* Ve şimdi de İngilizce zamanı 5 kelime ezberleyeceğim 


    Kelimeler: 
                     1. Perde: Curtain (körtın)
                     2. Sehpa: Coffee table :), trestle (tresıl)
                     3. Defter: Notebook (nöodbuk)
                     4. Krem: Cream (kırimn)
                     5. Dosya: File (fayl)

Evet tahmin ettiğin gibi önce odamda olan tüm eşyaları öğreneceğim...

Saat: 06:04 Sabahları Limonlu Su İçmek: Sabahları içilen limonlu suyun içindeki C vitaminleri kişinin güne daha zinde başlamasını sağlamaktadır. Bu C vitaminleri aynı zamanda solunum yolu enfeksiyonları gibi hastalıklara karşı da vücudu korumaktadır. Suyun ılık olması önemli bir faktördür.

* Su içelim her saat başı bir bardak :) 


Sabah kahvaltıda mükemmel bir tarif yaratarak, dehşet bir mutluluk ile yedim. Tarifi veriyorum;
Bir diş sarımsağı küçük küçük doğrayın ve zeytin yağında kavurun, içene ıspanak yaprakları koyun, kavurun. 2 yumurta kırın ve karıştırın, içine bir sürü beyaz peynir koyun ve karıştırın. Yanında kızartmış ekmekle müthiş bir lezzet sunuyor. 


08:00-14:00 saatleri arasında uyudum.



Yaz Masalım... (Bölüm 1)


Bu yaz bir aya yakın bir zamanı sevgilimin evinde geçirdim, ramazandı. Unutamam, asla unutamam.
Ne namussuz olduğumu anlatan kelimeleri duymak umurumdaydı, ne de ailemin şerefini düşünebilirdim. Bir rüyayı yaşıyordum, o kadar ama kadar hayal edilmişti o günler… Sonunda kavuşmanın zaferini tadıyordum.
İşten çıkıyordum babam beni iş çıkışı onun ofisine yakın bir yere bırakıyordu, hep beni bekleyen olurdu, arabadan alır babamla selamlaşır, araba uzaklaşırken sarmalardı beni. Yemek yemeğe gider veya yemek için alış veriş yapardık. Nasıl bir mutluluksa o günleri hatırlarken bile gözlerim doluyor, karnıma ağrılar giriyor…
Genelde dışarıda yemeği seçmek istemezdim, eğer iftara yetiştirebileceksek hemem alışveriş yapar evimize giderdik el ele. Ne mahalle baskısı umurundaydı, ne de diğer korkular. Elimi asla bıyakmayışı mutluluktan çıldırtırdı beni.
Hep aradığı, hem kendi için hayal ettiği prensesiydim ben onun… o kadar nazik bir ilişkimiz vardı ki, oysa ne ben o kadar sakindim, ne de o, o kadar kibar biriydi. Ama evimize gelince, yan yana gelince büyüleniyorduk adeta. Yemekler pişirirdim ona, hep yardım ederdi kıyamazdı yorulmama, beraber bulaşıklar yıkardık. Sevişirdik. Onu koklaya koklaya uyudum. Gece uykusunda ona sırtımı dönüp biraz uzaklaştığımı fark ettiğinde; kolumu karnıma dolar kendine çekerdi, koklayarak uykuya dalardı.
Benden önce uyduğu zamanlarda, Sedef’i arar sohbet ederdik. Annemin psikopatça çıt çıkarmama izin vermediği evden buraya gelmek pek bir eğlenceliydi. Yatakta bağıra bağıra konuşsam da uyanmazdı.
Rüya gibiydi, markete gidip alış veriş yapar, bana işlerde yardım eder, bir birimize sokulur film izlerdik. Bana hayatının ne değerli varlığı gibi davranıyordu ve ben gittikçe ona aşık oluyordum. Di’li geçmiş zamanda anlattığıma bakmayın, pek bir şey değişmedi yüreklerimizde…
Sadece ailesi geldiği için artık beraber kalamıyoruz.


Yine beraber kaldığımız günlerden bir gün annesi aradı… veeee....

Biriyle Öpüşmeden Zaman Geçirmek Güzeldi!


Sana Eski Günlüklerimden Bir Şey Okuyayım…


Günlüğümü tanımlarken; “Bir insan şeffaf olabilir mi bu hayatta? Tüm iyilikleri, kötülükleri, günahları, sevaplarıyla... Her şeyiyle yalansız olduğu halde bu hayatta var olabilir mi? Düşün ki ben senin sevgilinim, bugün buluştuk, ben akşam gelip buraya tüm olanları yazıyorum, ne düşündüm, ne hissettim, ne yaşadık!” yazmıştım.
Bu hayatta en çok istediğim şeylerden biri de yalansız olmak, tamamıyla şeffaf! Bir gün, çok yakında bir gün bir oyun oynayacağım, Elim Kolum Bağlı filmindeki gibi yalan orucu tutacağım. Bu sadece bir şeyleri saklamamak gibi değil, Yalanın İcadı filminde ki gibi, aklından her geçeni söylemek gibi… :) Eğlenceli olacak, birazda riskli! 

Hadi okuyalım;
Yıl 2011, 7 Şubat, neredeyse bir yıl önce…
“Bugün bana asılmayan biriyle onun evinde film izledim. (Bu kadar açık olmak pek kolay değilmiş. Karnıma kramp girmeye başladı bile.)
Dün tanıştık onunla, o bir girişimci, başarıyı tatmış biri, benim okulumdan mezun, okula çok şey katmış. Yakışıklı mı dersen? Hiç de fena değil. Benim çalıştığım şirket, onunla çalışıyor. Ona kahvaltıya gittim, ilk kez birinin evine kahvaltıya gidiyorum galiba. (Erkek)

Yine bir şey yiyemedim... Onur geldi aklıma, bunu yaptığım için bana çok kızmıştı, yine burada olsa kızardı, bu konu hakkında hiçbir şey demez ama başka yoldan azarlardı.
Acaba bu ne düşünmüştü, yemeği beğenmediğimi kesin düşündü :) Ona güvenmediğimi de düşünmüş olabilir, Msn'i açarsa sorarız.
Bana asılmayan dedim ya, insan konuşamıyor bazen, tanımadığın bir erkek, sana duyduğu ilk hayranlığının kaçmasından korkuyorsun bir defa, büyü bozulacak gibi geliyor. Hiç inkar etme, sende korkardın... Tek eğlenceli gelecek şey öpüşmek diyorsun içinden, başka ne yapacaksın ki? Televizyonda iğrenç bir film, koltuklara uzanmış sinema keyfi yapıyoruz oyunu oynuyorsun. Ama olmalı benim onunla seks oyunları oynamadan da beni sevmesini sağlayacağım bir şeyler olmalı...
Msn'de ne kadar çılgın, sevimli bir şeydim oysaki, oraya gidince birden utangaç, hanım hanım birine bürünüverdim... Yemek yemedim çünkü yiyemediğimi görmesi korkuttu beni, biraz çirkin de olsa biraz döksem de yiyebilirdim bence...
* Eve döndüğünde aynaya bakarak; "Evet yemiyorum, utanıyorum ama utanmak eylemi bana ait, bu benim!" demek güzeldi...
** Evden arabayla alınmak ve eve bırakılmak güzel bir histi.
*** Biriyle öpüşmeden zaman geçirmek güzeldi...”
12 Şubat 2011
Başlık; Sokaklarda Yaşayan Babam!
“Geçen gün babam aradı, 9 gündür sokakta kalıyormuş. Bir kız çocuk için bu çok zor bir şey.
Umut çocukları derneği var, arkadaşlarla ziyaretlerine gitmiştik, destek olmak için gittiğim yeri şimdi babamda kalabilir mi diye arıyordum. :)
Gitmesi benim açımdan eğlenceliydi, birincisi ben bir şeyi çözdüm duygusunu yaşayacaktım, ikincisi babamın onlara verebileceği çok şey vardır biliyordum. Ama gitmedi, çok daha kötü olacağını düşündü (ruhen).”

15 Şubat 2011 Salı
YAŞAMAYA KARAR VER!
Kafanı omzuna yatırırsın, nefes alışın duyulmayacak kadar azdır, gözlerin yerinde duramaz...
Bulunduğun durumdan memnun değilsindir, hayatından...
Boğulursun, her şey değiştirmek isterken hiçbir şey değişmiyordur.
Bugün yine işe geç gittim, yine eve gelirken ders çalışacağım dediğim halde dizi izledim, işte çok şeyi iyi yaparken anlamsız dalgınlıklarla hatalar da yaptım.
Bugün neden dedim, neden iki şıkkım varken ben hep doğru olanı seçmeyeyim...
Neden?
Nedennn?
Ya Neden?
Tam sırası geldiğin de neden doğru hayatı yaşamıyorum, neden içim sıkılıyor?
Yarının sabahına uyanınca değişecek mi her şey?
Onca yıl geçti ne değişti?
Bilmem!
Bu gün ne oldu?
İçim sıkılıyor...
Bana mektup yazsana, belki iyi gelir...

Geri Dön Baba!

Rüyalar görüyorum, her gece aynı rüyalar baba. Polisler geliyor, beni arıyorlar, seni arıyorlar. Seni unutmam gerektiğini biliyorum. Beni sevmediğini biliyorum artık. Küçüktüm ben baba, küçükken de kaçardım kötü adamlardan.
Hiç korkmazdım, en çok korktuğum seni uzun zaman görememekti. Anneannemin evinde saklardım seni. Yemekler yapardık anneannemle, annemden gizli sana. Dedemin yeni aldığı ayakkabıları senin için isterdim ondan.
Bir gün okula gelip bir süre görüşemeyeceğiz demiştin. Ne kadar çok ağlamıştık hatırlıyor musun? Bir gün Duygu’nun teyzesinin evinde gideceğini söylemiştin yine, kucağında, sana sımsıkı sarılıp ağlamıştım.
Her seferinde hayal kırıklıklarıyla eve döndüm, herkes yine mi diye bakarken seni savunmaktan hiç vazgeçmedim. Bu hayatta beni en iyi anlayan, bana hayatı, insanları sevdiren hep sendin. Kendimi sevmeyi, güçlü, akıllı olmayı sen öğretin bana. Düştüğümde kalkmayı öğrettin baba. Kadın olmayı, anne olmayı, iyi bir eş olmayı anlattın bana. Her ağladığımda sen teselli ettin beni. Binlerce soruma sen binlerce doğru cevap verdin, babamsın benim ya, babam. Şimdi gidip bu borçlar benim değil, babam beni dolandırıp gitti mi diyeceğim? Bana yalanlar mı söyledi diyeceğim? Nasıl?
Allah’ım ne olur yardım et, kendi başarsın, kendi ödesin borçlarını, kendi düzenini kursun. Küçüklüğümden beri inandığım adama yardım et, bizi utandırma.
Beni gerçekten sevmediğine inandırma beni, beni bırakmadığını, kandırmadığını biliyorum ben… Diğerleri de görsün…

21 Ocak 2012 Cumartesi

Hayatın Su Damlası


Ben kendimi bilirim...
Kendimi biliyorum, kendi ellerimle bir hapishane inşa edip içene girebilirim ama orda sonsuza kadar kalamayacağımı da bilirim… Ya yerime koyacak bir suçlu bulur gardiyan olur çıkarım, ya da firar ederim.
Bu zamana kadar bu blogda her şeyi biliyormuşsuncasına atlaya atlaya yazdığımın farkındayım. Çok kısacası ben; umut verici, zeki biri olmama rağmen, aşırı tembel, sorumsuz, korkularla dolu, depresyonda birinin hayatını yaşıyorum. Belki bunların ikisi de değilim, belki de hepsiyim…
Beni sevmemesinden korktuğum için sevgilisini terk eden biriyim ben, özgüvenimin sarsılmasından korktuğum için sınava girmeyerek sınıfta kalan biriyim, insanlarla olmaktan müthiş zevk almama rağmen onlardan hep kaç biriyim… Zekiyim evet, ama aptalın tekiyim. J
Umudum var ama hep umutsuzca ağlarım. Annemi çok seviyorum ama bu hayatta en çok nefret ettiğim, asla affedemeyeceğim kişi annem. Yoruldum, gerçekten yoruldum. J Bunları yazmaktan, yaşamaktan, geri kalan her şeyden yoruldum.
Hayatım ters gidiyor çünkü hastalığımın gerilemesi gerekirken ilerlediğini fark ediyorum. Bu kadar zeki ve yaratıcıyken, hiçbir iş yapmadan evde oturuyorum.
Ve sonra, çok bunaldığım bir gün Metin Hara’ya mesaj atıyorum.

Merhaba, Timur ilk beni gördüğünde sizden bahsetmişti ve ikimiz arasında ortak bir mail ortamı sağlayarak tanışmamızı sağlamıştı... Ne yazık ki maddi nedenlerden ötürü muayene olma şansını yakalayamadım. Ancak yakın bir zamanda çok kısa bir süre de olsa yüz yüze tanışma imkanımız varsa ve siz olumlu yanıt verirseniz parayı bulma şansını deneyeceğim. https://s-static.ak.facebook.com/images/blank.gifUmarım en yakın zamanda görüşürüz...
Sevgilerimle,
Duygu
J

https://s-static.ak.facebook.com/images/blank.gif
Hemen ardında Metin Hara bana bir sürpriz yapabileceğini söyleyerek çok kısa bir zaman sonra aşağıdaki mesajı gönderdi;
Merhaba … Hanim, çarşamba gündüz müsait olur musunuz?
Size bir sürprizimiz olabilir.
____
… Hanim 0216 360 90 49 u arayın ve gündüz grubuna kaydınızı yaptırın. 885 TL değerindeki illüzyonu aşmak kursuna katılmaya hak kazandınız. Para kısmını düşünmeyin. Kursa katılıp hayatınıza bolluk ve bereketi çektikten sonra istediğiniz zaman bize ödersiniz. Bunu para almak için değil size ne kadar güvendiğimizi göstermek için yapıyoruz.

Derhal arayıp Özlem hanıma kayıt yaptırabilirsiniz.
Bu bursu aslında Timur beyden dolayı kazandınız. Kendisine olan gönül borcumu size ödüyorum. Ona da bunu iletirseniz o da bu durumdan mutlu olacaktır.

Sevgiler...

...dedi. Sonra ne mi oldu, ilginç bir biçimde çok düzenli derslere devam ettim, üstelik taaa Sakarya’dan zamanında gelmeyi bile başardım. Dersler güzel geçiyordu, ne anlattıysa aldığım notları okumadan ezberliyordum. Tek sorun, Metin Hara’nın deli gibi üstünde durduğu ödevleri yapmaktaydı… Sorun yok, sadece yapmıyordum.
Metin bana hiç destek olmuyordu, derslere geliyordum ve gidiyordum. Gülüşünü hiç samimi bulmuyordum, davranışları çok mesafeliydi. Sıcak, enerji veren biri değildi. Son derse gelirken yolda bunu konuşuyorduk hatta; sevgilime anlattım. Son derse biraz erken geldik, o da bizden sonra geldi ofise, hemen özel görüşmesine geçiyorken o ara onu rüyamda gördüğümü söyledim. Kısa sohbet ettik.

Ders başlamadan önce yanımıza geldi, bana ve diğer öğrencilerin omzuna dokunarak yürüdü sınıfa. İşte bunu sevmiştim, sevgiyi paylaşmak için iyi bir adımdı.
Metin’in zihin okuma dersi verecek kadar bunu yapabildiğini bildiğim için genelde dikkatli düşünürdüm. J Neden bilmiyorum ama son ders ona sarılmak istedim, bana benim zihniyetime göre hiç yardım etmemişti, hiç destek olmamıştı, sıcak bir gülümseme bile gösterip sana güveniyorum demedi. İşte o ders anladım ki, Metin buradan çıktığımızda her şeyi kendimizin başarmış olduğunu bize göstermek istiyordu. Ve bunu bana anlatmayı başarmıştı, hiçbir şey demeden “sana hiçbir şey yapmıyorum, çünkü sen tanrının bir parçasısın ve cenneti yaratacak güce sahipsin.” dedi. Tıpkı tüm öğrencilerine dediği gibi… Sonra sizi asla tek bırakmıyorum, rüyalarına gelip size destek oluyorum dedi. Hatırladın mı ders başlamadan önce onu rüyamda gördüğümü söylemiştim...

Bir kitap okumuştu, sanırım 98. Sayfada 10 kişiden bahsediyordu, güçlerinin farkında o 10 kişi cenneti yaratabilecek güçteydi. Bunu okuduğunda gözyaşları içinde sormuş kendine “10 kişi dahi de mi yok?” O an ona söz verdim, ona hayalini kurduğu o 10 kişiden biri olmayı deneyeceğim konusunda. İçimden söylesem de çoğu şeyi beni duyduğunu biliyorum. Dersin sonunda herkese Doğa Dostu sertifikalarını dağıtırken sadece bana sarıldı, çünkü her şeyi teşekkür etmek için bu istemiştim, yüreğimden. J

Sevgilim hep soruyor ya, Metin’in neden her söylediğine bu kadar çok inanıyorsun diye. Çünkü bugüne kadar içimde hissettiğim şeylerin dile getirilmesi beni heyecanlandırıyor, mutlu ediyor.

Artık çok mutluyum biliyor musun? Hayatım artık akıp geçiyor ve kontrol delisi ben artık hayatın akmasına izin veriyorum. Sevgilimin içindeki ışığı umursamadan, yeteneklerine aldırmadan mutlu, rahat bir hayatı seçmesi mutlu ediyor beni. Onu sevmek mutlu ediyor. Aaa bu arada Metin de çok sevdi bence onu, çok sıcak davrandı, ilgilendi.

Sorunları çözmek için, onları nokta atışı yaparak bulmak oldukça başarılı bir iş. Ama bu konu bende biraz zor olacak, bunun için Timur’un bize öğrettiği cümledeki “Olmasını istemediğini değil, olmasını istediğini söyle.” gibi ve Metinin de vurguladığı gibi, “Sorunlarını nokta atışı yaparak bulamadığın zamanlar olabilir, böyle zamanlarda en iyisi kendini değiştirmektir.”

18 Ocak 2012 Çarşamba

Kendime Söz Vermiştim

Kendime söz vermiştim;

* İnsanlarla ayrıldığım tek nokta onlara istemedikleri halde yardım etmek istemem. Kavga ettiğim an, bana sormalarını beklemeden, yardım ediyorum gayesi ile onları eleştirmem. Ya kimse yardım istemedi neden susmuyorsun. sen ne kadar uyarırsan uyar, ki bu senin ne haddine, kendi hazır olmadan asla adım atamaz.

Üstelik söz vermiştin kendine; birileri bir şey istemiyorsa onları biri olmaya zorlamayacaktın! Kolay değil biliyorum…

* Kendine söz vermiştin, dersleri zamanında çalışacaktın, zamanında sınava gidecektin. Bunun için artık destek alman gerek!

DAha uzun uzun anlatacağım. Şimdi ders çalışmam gerek.

 

Aaa, ununtmadan; dün sevgilim bana ayrılalım dedi, sonra sakın ağlama dedi. Allahım kabus gibiydi, önce şu ıssız adamın final sahnesinde olduğu gibi gözlerinin içine bakıp içimden haykırıyordum, söylediklerimi anla, duy dercesine diktim gözlerimi… Çıklık atmak istiyordum; “Ne yani ben şimdi senle yaşamayacak mıyım ömür boyu?” diye… Sonra kalktık oturduğumuz yerden, alışveriş yapmamız gerekti. Çok uzun bir süre nefes alamadım, göğsümden vurulmuştum adeta.

Offf ne gündü… Anlatacağım daha detaylı…

16 Ocak 2012 Pazartesi

Hastane Gecelerim 2


01:49
Yok bir çıkış olmalı bu bedenden…
Bir ölümü olmalı bu mutsuzluğun, bir güneş doğmalı yüreğime.
Ben sevgi istiyorum annem saçına dokunsam bile bağırıyor,
Ben aile istiyorum babam, tüm insanlara borçlandırıp beni terk ediyor,
Ben aşk istiyorum, sevgilim ailesinden izin alamıyor.
Tek bir arkadaşım yok, artık.

02:11
Ben babama aşıktım ya, ona hep güvendim, ona hep inandım, o bana bıkmadan usanmadan yaşamayı öğretti. Şimdi nasıl, nasıl gider beni kandırıp. Nasıl bana bunu yapar. Para umurumda mı oldu bu zamana kadar. Hep sevmedim mi seni? Şimdi tüm dünya üstüme yürüyor beni sevmediğini söylüyor bana gel, gel beni sevdiğini söyle onlara. Beni çok sevdiğini söyle, beni aldatmadığını söyle baba. Baba biz iyi insanlarız, başkasına zarar vermeyiz. Senin benden başka kimsen yok, söyle hadi.
(Şu an nerdeyim biliyor musun? Çapa'da, Kadın doğum, 8. kat, asistan doktor odası ağlıyorum. Dua ediyorum, yardım istiyorum.)

02:19
Adım at, harekete geç diyip duruyorsun Sedef.
1.      Ayrıl, bırak diyorsun,
2.     Gerekirse anneni, herkesi bırak git diyorsun?
Nasıl?

15 Ocak 2012 Pazar

Hastane Gecelerim


İçim şişti!

21:50
Annem ne kadar sevgisini göstermekten uzak ve ben nasıl kızgınım ona. Babam gerçekten hiç düşünmedi mi beni? Hiç umursamadı mı? Allah’ım dağıtma ailemi ne olur, dağıtmama izin verme?
Çok kötü hissediyorum kendimi; içimde, tam göğüs kafesimin bittiği yerde kocaman bir balon var, vücudumu dik tutamayacağım kadar baskı yapıyor. Nefes almakta zorlanıyorum.

22:01
Ki topu diye bir şey duydun mu?
Denemelisin! İçindeki güçleri ortaya çıkartmayı öğrenmek için, içinde ki seni yaratmak için…

22:16
Biliyor musun, artık insanlarla uğraşmaktan vazgeçip yapmam gerekenleri yapmalıyım. Sadece kendi yapmadıklarım yüzünden mutsuz ve bu kadar güçsüzüm aslında… Karnımdaki bu koca top yapmam gereken sorumluluklar… Yapmadıklarım yüzünden başıma gelen korkular, üzüntüler.

1.      Vermem gereken iki dersim daha var. (Çarşamba günü)
2.     Salı günü mahkeme var, şu babamın yüzünden beni tehdit eden tefeci yüzünden. Meğer telefonları dinleniyormuş.
3.     Proje dosyasını bitirmem, önce başlamam gerek.
4.     Şirket için gerekenleri yapmalıyım.
5.     PTT’den şifre almam gerek, şirket için mahkemelerimi takip etmek için.
6.     Spor yapmalıyım.
7.       

12 Ocak 2012 Perşembe

Çok Acı Çekiyorum

 

Aşığım ve acı çekiyorum. Aşık olmak acı çekmek değilidr ama ben çok iyi arkadaş olabildiğim ama sevgili olarak ulaşamadığım birine aşığım.

Evet, ulaşamıyorum.

 

Bunların hepsini boş ver.

 

Hayatımdan mutlu değilim dostum. Değiştirmek istesem de buna cesaretim yok. Ama yapmadığım her geçen gün kötüye gidiyorum.

Hastalığım ilerliyor. Üzüntülerim çoğalıyor. Mutlu değilim. Veya da… Mutlu değilim. Üzüntülerim çoğalıyor. Hastalığım ilerliyor.

 

Okulu, işi, aşkı, ailemi hepsini düzene çokmam gerek veya da değiştirmem…

Dersleri baya baya toparladım, sıra geldi diğerlerine…

10 Ocak 2012 Salı

Beklentisiz Hayatta, Aşkın Ölümü



O kadar saçma ki olanlar, kendi içimde bile özümseyemiyorum…

Kimsenin kimseye bağlı olmadığı şu feminist hayatı benimsemeden mutlu olamayacağım sanki, onun kendine ait bir hayatı var ve ben beni içine katmasını bekleyemeyeceğime inanmaya başladım. Oysa buna olabildiğince karşıydım.

Sabah deli gibi ağlıyorum, güçsüz olduğum için değil, kadın olduğum için değil; sinirlerim bozulduğu için… Ağlama krizinin, astım krizinden bir farkı olduğunu kim söyledi ki? Tabi ki astım krizinde ilaca ihtiyaç olduğu gibi, benim de sevgilimin sesine, beni sakınleştirmesine ihtiyacım vardı. Sanırım aşkla ilgili bu, onun sesi bile bana çok iyi geliyor.

Onu aradım, çok fazla ağlıyordum, nefes alamadım, konuşamadım ve kapattım telefonu… Tabi ki yapması gereken aramaktı, sesini duymalıydım. Aramadı, gidip bilgisayarı açtım, en azından kamerayı açmasını bekliyordum. Bilgisayarı doluydu, açamadı. Sonra msn'den konuşmaya başladık. Bu çocuk güzel şeyler yazmak yerine, ağlamama neden olan insanları neden sorar o anda ben de hala bunu çözemedim.

Offfffffffffff……

Hani şu sevgilin için, içinden gelen deli çırpınış var ya, benim sevgilimde yok sanırım. Veya benim o an gerçekten iyi olmadığımın farkında değil, böyle büyümedi veya böyle alışmadı…
Bir zaman sonra, beklentilerin o kadar azalıyor ki bu nedenlerin hiç biri umrunda olmuyor insanın.

8 Ocak 2012 Pazar

Bir Fahişenin Aşık Olmaya Hakkı Yoktur


Aşk nedir?
Aşk, bir fahişenin gözyaşlarıdır.
Yattığı adam bedelini ödeyip giderken, onun kokusunu gizliden gizliye göğsüne dolduruşudur.
Adam aldığı zevkle evine dönerken, kadının içindeki özlemle bir başkasına dokunmak istemeyişidir.
Bir fahişenin sevmeye hakkı yoktur.
Seni seviyorum demesi komiktir.
Adamın, aşkına inanmayacağını bilir.
Bir yuva kurmak için, bu hayattan kurtulmak için onu istediğini düşüneceklerini bilir.
Bir fahişenin aşık olmaya hakkı yoktur. 

Bedelini alır bir sonraki katiline yürür, 
Bir şeyler mırıldanır, kırmızı topuklu ayakkabılarının çıkarttığı sesle eşlik eder...


"  
niye sattın dedi, vücudunu?
daha mı kötü, dedim, satmaktan ruhumu?  
hep kaçarken, tek kişilik dünyayı
ben artık nasıl severim? 
tek başıma bu vücutla fırlatıldım bu dünyaya,
aşk da basit, pişmanlık da, hayat hoyrat bu zamanda
 
şahin kuşa, kuzgun leşe, ben değil bu dünya fahişe...
"

5 Ocak 2012 Perşembe

Cıx cıx cıx

Nasıl anlatırız ki bizler çektiğimiz acıları…
Canım acıyor, boğuluyorum.
Sevgilimden ayrıldım, ona deli gibi aşıkken, neden biliyor musun? Boş ver bilme, seninde kalbin kırılmasın bu dünyaya karşı.
Evren beni sever, bana bir şey vermiyorsa hakkımda daha iyi bir planı olduğu içindir kesin.
Kendimi sana tarif etmedim bak, kaç gün oldu tanışalı…
İnsanların güzel dediği kategoriye giriyorum ama daha henüz bir ortama girince veya saçımı savurunca azı açık bakılanlardan olamadım. Ama tek yapmam gereken biraz bakım yoksa gereken her şeye sahibim. :)
İnce bel, büyük bir kalça, güzel gözler, boyasız simsiyah kalın telli saçlar, sevimli bir tavır, giyinmeyi bilen, giydiklerini yakıştıran bir beden, güzel bacaklar... Aktif, eğlenceli, sevimli, hayat katan, depresyondan kurtaran, çabuk küsen, 5 dakika içince barışan, insanlara aşık, kendini daha kabul edememiş, ettirememiş bir ruh hali…
Herkesin aşık olabileceği biri… İnsanların deli gibi aşık olduğu ama bir türlü ailesine kabul ettiremediği biri. Engelli çünkü, kimin standartlarına göre benim birazcık aksıyor olmam sıra dışı kabul edilebilir ki?

Öptüm by :) (Sınavım var 12’de)



3 Ocak 2012 Salı

Zaman Tüneli



31.12.2011 saat 18:13'e geri dönmek istiyorum. Değiştirmek istediğim o kadar şey var ki... Şu an tek istediğim beni o güne götürecek bir sihir... 


Aklım başımda olmalı tabi, şimdi ki farkındalığımla gitmeliyim. Şu çok sevdiğim "17 Yeniden"de olduğu gibi...

1 Ocak 2012 Pazar

17.12.2011





Size doğum günümü anlatmış mıydım? Durun, anlatayım... :)
Birazdan geliyorum...


***


Geldim...
Hani, doğum günümden bir gün önce sana hayatımı değiştirecek kararlar alacağım demiştim. O kadar bitkindim ki, tabi ki yapmadım. Akşam oldu, saat 23.59, sevgilimin araması bekledim, biz böyle büyüdük ilk saniyeler de hep en sevdiğin kişinin sesini duymak istersin. Mesaj bile atacaksan 00:00 beklenir hep.

Tam 00:00’da Sibel aradı, canım benim, en değerli dostum…
15 dakika daha bekledim bizimki arar diye, evde tekim, ailemden uzağım depresyona bilet almış, trenin gelmesini bekliyorum. Aramadım, ben durur muyum? Çağrı atıyorum çağrı atıyor. J Sinir krizine 5 kala…
Aradı sonunda, film izliyormuş, filme dalmış… O kadar rahat ki. Gerçekten deliye döndüm. Kavga ettik (ben bağırdım, o dinledi). Gelmemesi konusunda ısrar ederek ve ağlayarak uyuyakaldım.

Sabah olduğunda, derse yine gitmemiştim. Ama sonra sıkıldım ve kendime kalk emrini verdim. Kalktım banyo yaptım, üstümü giyindim, saçımı kuruturken bizim yakışıklı geldi.
Önce sıçradım tabi ki birden karşımda görünce. J Sonra sarıldım, kollarımı montunun içinden beline sardım, kokladım tüm sıcaklığıyla sarmaladı beni.
Dışarı çıktık, yemek yedik, gezdik, içecek bir şeyler aldık, pasta aldık. Güzel bir gün geçirdik ve akşam oldu.
Evimize geldik. Evimize kelimesi çok güzel durdu ama onla benim evim değil, kızlarla kaldığım ev. J

Pastamızı yedik, votka içtik, mısır yedik, film izledik. ‘Arkadaştan Öte’ bu güne kadar izlediğim güzel filmler kategorisinde bir film.
Güzel bir gecenin ardından sabah olduuu, ilk kez onu mutlu bir şekilde yolculayacaktım... Onundan ayrılırken hep çok üzgün olurdum, kimi zaman ağlardım. Onunlayken öyle mutluyum ki hiçbir şey için bu güzel günleri boşa harcamak istemiyorum.

Saat 5 olmuştu, her zamanki düşünceli haliyle gidip, o gittikten sonra yemem için yiyecek ve ihtiyacım olan eksiklerimi aldık. Ailesinden geliyor sanırım, yemek konusunda çok bonkör, patlayana kadar canım ne isterse yememe izin var. Bu arada bu güne kadar hiç kimseye bir şey ısmarlatmayan kızlardandım ben ama onunlayken de hiçbir şeyi ben ödemedim. J Tatlım benim, yoksa erkeğim mi demeliyim? :P
Bazı erkeklerin böyle talihsiz kaderleri var. Erkeklik göstergesi olarak yapmak zorunda oldukları şeyler olduklarına inanıyorlar. Bunu ilerde konuşuruz, bizimki böyle biri değil, o sadece çok iyi.
O gittikten sonra, vizelerde bile çalışmadığım kadar ders çalıştım, sınavlardan 80, 100 alıyordum, bana o kadar iyi geliyordu ki, hayatım ondan aldığım enerji ile yoluna giriyordu. Onu çok seviyordum. Dün ayrıldık :(
İlk kez parti vermeden bir doğum günü geçirdim, arkadaşlarım olmadan, tek kişiye ait olarak… Geceye kadar içimde bir burukluk oldu zaman zaman ama ona o kadar kaptırdım ki kendimi, bana en çok şey katan doğum günüm oldu.

Şimdi o günlere bakınca, 14 gün önceye, aklıma gelen tek cümle şu oluyor; “Mutluyum arkama yaslandım, iyi ki ona rastladım..."

"Elim, Belim Bağlı!"




"Elim, Belim Bağlı!"

Bu gece bu filmi izledim. 40 gün cinsellikten uzak kalmaya yemin etmiş bir çocuğun hayatını anlatıyor. Bir kız olarak bize öğretilenler bunun imkansız olduğu...

Bir kız olarak bize öğretilenler o kadar yanlış ki... Cinsellikten tamamen korkmuş olarak büyüyoruz, sonra gelsin vajinismus. 

Vajinismus problemi fiziksel bir engel olmamasına rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi, verememesi olarak tanımlanmaktadır.  Cinsel ilişki sırasında vajen girişini çevreleyen kasların istem dışı kasılması ve cinsel ilişkinin gerçekleşemediği bir bozukluk halidir.

Hani derler ya kardeş-kardeş uslu durun, işte Vajinismus dediğimiz kadında ilişkiye girememe hastalığı da evli çiftlerin cinsel ilişkiye girmesini engelliyor. Evet yanlış okumadınız bu çiftler korku ve kaygı yüzünden hiç cinsel ilişki yaşayamadılar ve yaşayamıyorlar. Olur mu canım öyle şey demeyin oluyor,5,10 hatta 20 yıllık hiç cinsel ilişki yaşamamış evli çiftler var. 

Garip mi geldi? Gelmesin, erkeklerin ilişkiye girmediğinde alay edildiği, kadınların ilişkiye girdiklerinde aşağılandıkları bir toplumda yaşıyoruz.

Size bu güne kadar öğretilenleri boş verin. Kızlık zarı, kadınların bebeklikte Allah tarafından, hastalıklardan korumaları için yaratılmış bir sistemdir. Cinsel organın içe dönük olması bebeklerin dışkılamalarının ardından mikrop kapabilirdi ve bunun için bir zırh yaratıldı.
Bunu başka amaçlarımıza alet eden bizler, şimdi de yarattığımız yalanın korkuları için tedavi arıyoruz. 

Genç kızların en büyük korkusu ya zar esnekse, ya zar patlamazsa, ya kanamazsa, ya bana inanmazsa... Bunu bu hafta 3 kişiden duydum, ne kadar acı.

Lütfen dikkat; bir erkek asla size Allah tarafından teslim edilmiş ve tekrar ona iade edeceğiniz bedeniniz için hesap soramaz. Aileniz sizin namusunuzu sağlığımız için yaratılmış bir uzva emanet edemez... Eğer böyleyse kızlık zarını bozmadan, her yönden yasak ve zararlı olan 'ters ilişki'de bulunup, sevdiği, sevmediği herkesle yatan ve sonra kocasının gözünün içine baka baka kendimi sana sakladım diyen tüm kızlar birer azize... Saçmalık!

Türkiye'de 10 kadından biri uzaylı hastalığı diye de bilinen bu hastalığa yakalanıyor. Utandığı için doktora gidemiyor. Kocaları tarafından psikolojik ve fiziksel olarak incitilebiliniyor. Peki neden mi oluyor?

İşte nedenler;


  • Çocukluktan kalma korkular,
  • Aşırı katı bir toplum düzeni içinde yaşama,
  • Katı ahlak kuralları ve tabular,
  • Suçluluk,
  • Ayıp,
  • Günah gibi kavramların bilinç altına yerleşmesi,
  • Cinsellik ve ilk cinsel deneyim konusunda yerleşmiş yanlış bilgi ve ön yargılar,
  • Bilinç altında penisin vücuda girişine karşı bir korkunun olması
Yani tamamen psikolojik! 

Özellikle "bizim" gibi toplumlarda genç kızlara küçüklüklerinden beri öğretilen "kızlık zarının çok değerli ve korunması gereken bir yapı olduğu" düşünceleri, ileri dönemde bu konuda takınılan katı tutumlardan etkilenmiş kadınlar için riskli bir durumdur.

Vajinismusta, eşin tutum ve yaklaşımı çok önemlidir. Eğer erkek eşinin kaygı ve korkularını, vajinismus problemini anlamaya çalışıp, onun yanında olduğunu göstermek yerine; bir an önce cinsel birlikteliği gerçekleştirip hem kendisine ve eşini, hem de aile büyüklerine karşı erkekliğini gösterme çabasına girerse, problemin halledilmesi zorlaşacaktır.
Bir kadın öz güvenini korumalıdır. Başkalarının kalıplarını değil kendi fikirlerini benimsemelidir.