14 Kasım 2011 Pazartesi

Ben Ne Yapıyorum?



Bir gün yolda yürürken biri seslendiğinde size, dönüp barkasınız; ben bakmam. Biri size kızdığında, bağırdığında tepki verirsiniz; ben vermem…
Anneciğim benim için saatlerce uğraşıp kahvaltı hazırladığında, seslenirse bana; kılım bile kımıldamaz…
İnsanların söyledikleri sözleri, bağırışları, kavgaları, gülüşleri, sevgileri umursamam, tepki vermem, duymazdan gelirim... Hayır, aslında ben gerçekten duymam… Kiminiz sağır dersiniz bana, işitme engelli demek daha kibar olsa da…


Benim insanlarım sessiz çığlıklar atar, ben onların yüzüne bakmazsam duyamam çığlıklarını, benim hayatım da kimse kahkaha atmaz sadece gülümserler, ama neden gülümsediklerini çoğu zaman anlayamam…
Kuşlar sessizdir, rüzgâr sessiz, annem bana mutfaktan seslenerek uyandıramaz beni, hiçbir baharı duyamam ben, sevgilim olsa da, sizin gibi söylediği güzel sözlerden etkilenemem. Ses tonu bana hiçbir şey ifade etmez çünkü benim hayatımda şu kulağımdaki çınlamadan başka ses yoktur.


İstanbul'u dinleyemem gözlerim kapalı, kapatırsam gözlerimi, hayatın bitmiş olması korkutur beni… Tek hazinem gözlerimdir benim. Görmeyenlere üzülürüm, ne kadar şanslı olduğumu da bilirim.
O aşkla izlediğiniz dizilerdeki karakterin arkasını dönüp giderken ne söylediği hep bir sırdır benim için, oda da herkes gülerken boş boş bakmaktan utanır gülümserim anlamsızca…
Elimi hoparlöre dayayıp temposunu bildiğim müziklerin sözlerini anlayamam, altta yazmadıkça…
Duymazdan gelirim J, hayır aslında ben gerçekten duymam…
Hayat zor, kimi zaman anlamsız, kimi zaman imkânsız, biri benim için imkansızı başarmış


…… TV tüm filmleri, dizileri, klipleri alt yazılı verecekmiş… Ve belki bir gün ben de, …… TV'de yayınlanan eğitimler sayesinde size bir şiir okuyabilirim, hiçbir zaman duymadığım ve duymayacağım sesimi size duyurabilirim…
Bu akşam herkes uyuduğunda beş dakika televizyonun sesini kısın ve hadi anlamaya çalışın bir şeyleri… Sizce buna kaç dakika dayanabilirsiniz? Evet, benim için bir ömür…
"Empati hayatı güzelleştirir, sıra sizinkinde…"
Şubat 2010

3 tane, 5 TL…


Derslere girmek için, okula geldim, arkadaşlarımla ev tuttuk…
Ev kirası için en iyi arkadaşımdan borç aldım, 3 tane 5 TL var elimde ve para isteyeceğim kimsem yok çünkü annemden 2 hafta idare edeceğim diye tüm parayı kredi borcuna yatırdım..


3 Tane 5 TL ile 2 Hafta
Aklıma iyi bir fikir geldiğini düşünerek, okulun kültür müdürü denen süslü bayana gidip, sınavlara gelecek param bile olmadığını, geçici bir dönem için burs istediğimi söyleyince,
canım buyur çikolata ye diyerek nazik bir teklifte bulundu, sonra da bu dönem ki bursları kaçırdın artık ikinci dönem diye ekledi…


Eğer sen kendin için bir şey yapmıyorsan, başkasından senin için bir şey yapmasını bekleyemezsin!


Bu gün kimseye küsmeye hakkım olmadığını öğrendim, ev arkadaşımla tartıştım, sinirle evden çıktım…
Karşı sokaktan müzik sesleri geliyordu; düğün, kına tarzı bir eğlence vardı. Gidip izlemeye başladım, hoş geldiniz diyerek öptüler beni, tabureye oturttular.
'Sevemedim Karagözlüm' parçasında halay çeken ilk insan topluluğu karşımdaydı. Tüm üzüntüm, sinirim, kırgınlıklarım her şey kayboldu…
Ne olursa olsun, hayat bitti dedirten şeyler de gelse başına; bir tek kişi bile gülüyorsa, hayat devam ediyordur!
Unutma!


400 bin TL borcum var, sayısal çıkmadı, babam sanırım sokaklarda kalıyor, üşüyor, aç, annem hasta ama kimsesi olmadığı için ameliyat olamıyor, benim sınavlarım var…
Babama ulaşamayan borçlular bana ulaşıyor. Her telefon çaldığında annem mi diye korkuyorum, 'eve haciz mi gitti diye?' Bunun için İstanbul'a döndüm ve ikametgâhımı bu evden aldıracağım.
Kimseden, hapisten hiçbir şeyden korkum yok, çünkü yakında her şey düzelecek, eminim… Az Kaldı!
Çok az!

Sevgilim…



İlerde bir gün gelecek, sadece seni görmek için gece yarısı gözlerimi açacağım, sonra sana sarılıp,
kokunu içime çekerek tekrar uykuya dalacağım sevgilim...

Sen bebeğimizi göğsüne uzatıp, kanepede uyuya kalacaksın, sonra büyüyecek ve sen onun en değerli varlığı olacaksın;


en üzgün, en mutlu anlarında hep seni isteyecek ve sen hep gideceksin...

Televizyon izlerken, üşüdüğümüzde, bir şeye üzüldüğümüzde hep birbirimize sarılıyor olacağız.

Arkadaşlarınla içmeye gittiğinde gelip kollarımda sızacaksın ve ben seni öpmeye doyamadan uyuyakalacağız...

Ben sana küsüp yatağın taa en ucuna giderim, yorgan kavgası da yaparız...


sonra sen beni yatağın ucundan çekip kollarının içinde sarmalarsın, öpüp, koklar, gönlümü alırsın... :)

Baban, annene küsünce bize gelir, torununu özlediği için de gelmiş olabilir, küsmek bahane...

Bayramlarda sen oturursun, biz de penguenler gibi sırayla elini öperiz :) sonra da annemizlere gideriz arabamızla...

Arada bebişleri Cenk'e bırakır :D baş başa akşamlar geçiririz...

Sen benim ol, benimle ol, sevgilim ol, kocam ol bana dünyalara değer meleğim! :)
J




___________________________________________________________________________________________________________________

Aşağıda ki cümlelere sen okuyamayacaksın;
Bugün Tüyap Kitap Fuarı'na gittim, orada engelli güzel bir bayan yazar şunları söyledi; sevgilisi ona "Ben sana aşığım ama ailem bu ilişkiye karşı çıkabilir" demiş…
Ne acı değil mi sevgilim, işte o an kime acımamız gerektiği konusunda emin olamıyorum… Engelliye mi, ailesine mi?
İstenmeme duygusu o kadar acı ki; seni seviyorum, sana aşığım, seninle ve ailenle mutlu olmak en büyük arzum iken, ben istenmediğimi biliyorum.
Bağırmak haykırmak istiyorum, "Elimden gelen bir şey yok, bu benim elimde değil! İnanın bana aksayarak yürümeyi, bir şeye uzanırken titreyen ellerimden utanmayı ben de istemiyorum."
Seviyorum sevgilim seni, biliyorsun! Ama bazen sevgi yetmiyor…


________________________________________________________________________________________________________________________________________

Ben daha bunları yazmadan çok çok önce, 05.11.2011 saat 04:41:42'de aşağıdaki mail gelmiş, ben kendi içimdekileri yazarken aslında hiç okumadığım bu sözlere cevap veriyormuşum... **** Aşkım, kadınım, Seni çok seviyorum deliler gibi... Sen benim herşeyimsin! Şuan yanında olmak sana dokunabilmek için can atıyorum, Allah'ım bize yardım etsin. kalbim senin için atıyor... Çok özlüyorum seni... :'( Arayacaktım aslında ama uyandırmak istemedim melegim. Masal'ı da öp benim için gerçek aşkım. (: Aşkım sen benim hazinemsin en kıymetlimsin en degerli varlıgımsın... Ömrüm senin olsun, kollarında yaşlanmak, bir ömür boyu seni sevmek ve beraber olmak istiyorum, Allah duamı kabul eder inşallah... Seni çok mutlu etmek istiyorum ve edeceğim... Benim biricik sevğilim...
 

7 Kasım 2011 Pazartesi

Gidememek!


Gün: 3 Kasım 11 / Perşembe


Okula gitmek için yola çıktım…Binlerce bahane fısıldadı yüreğim, içime… Oysa kesinlikle okula gitmeliydim, ders vardı, yemek yemeliydim çünkü evde yapacak param yoktu ve diyordum ki; "Kımılda Duygu, gittiğin yerde bir fırsat çıkabilir karşına!"…
İçimden gelen her duygu, ayaklarımı eve çeviriyordu, otobüs gelmediği için eve gitmeliydim, üşüdüğüm için eve gitmeliydim, derse 5 dakika geç kalacağım için eve gitmeliydim…

Bu halim yüzünden İstanbul Üniversitesi'ni bırakmıştım, aradan yıllar geçti ve geçmemişti korkularım.Korkuyorum…
Otobüs geldi, bindim, dersliği buldum, nefes alamıyordum.Hoca bana kızarsa bende ona kızacaktım, binlerce kez bunu kurdum kafamda,

"Siz buraya gelmek kolay mı sanıyorsunuz?
Bin defa eve gitmek istedim, kendimle savaştım otobüs durağında beklemek için…
Siz insanları bu kadar severken, konuşmayı, hayatı bu kadar severken ve sevilirken asosyal olmak kolay mı sanıyorsunuz?
Değil, hiç değil! Korkuyorum!"

Yine de giremedim içeri gidip boş bir sınıfa oturup sevgilimle konuştum, ders bitene kadar…
Hayat bu kadar kolay işte, bu kadar zor!

Ben sadece korkağım, neden korktuğumu bile bilmekten korktuğu için bilemeyen bir korkak!

İçimdeki Ben! - Hadi!



Hadi ama hadi artık çık, içimde beni rahat bırakmayan deli…

Çılgınlıklarına gem vuramadığım, asi…

Farklı, en farlı uçları seven şizofren…

Çık içimden ve gerçek beni göster bana, çünkü gittikçe güçsüzleştiriyorsun beni. O kadar ki; ölüm gelirdi eskiden aklıma şimdi ona bile gücüm yok…


Ben aşıktım, çok seviyordum ve ayrıldım. Bin tane küçük nedeni birleştirip, bir neden yapmadığım halde ayrıldım. Çünkü kendimi, kendime bile yeterli göremiyorken, ona anlayış gösteremiyordum.

Çok üzgünüm ama ayrıldım… Çok ağladı, içim yandı ama ayrıldım! :(

3 Kasım 2011 Perşembe

Erdal Demirkıran'a Mektup...


Çaresizce ofiste otururken, dünyanın en akıllı adamından fikir alalım dedik... Sabah olur olmaz Kashna'yı aradık, asistanı olduğunu söyleyen bayan Erdal beyin bugün orada olmayacağını, eğer ona mail atarsak kendisine ileteceğini taahhüt etti. Biz de gece yazdığımız maili kendisine gönderdik.


"Merhaba Nalan Hanım,
Bu maili acil olarak Erdal Bey'e bugün ulaştırmak, boynunuzun borcudur. :)


Kim olduğum ne iş yaptığımla ilgili sorularınızın cevabını ekteki dosyalarda  detaylı olarak bulabilirsiniz ama kısa bir cevap arıyorsanız ben Duygu; şu an müthiş fikirlerini hayata geçirmek için yola çıkan ve iflas etme sanatkarı olma yolunda çok hızlı ilerleyen bir dahi, bir şirket sahibiyim.


%40 fiziki engelliyim, Sakarya üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü öğrencisiyim ancak alacaklılarla uğraşmaktan sadece iki gün olan okuluma haftalardır uğrayamıyorum. Çünkü ben gidersem buralar yağmalanacak biliyorum. Annem devlet memuru "okuluna git, evine gel, başka bir şeye bulaşma." diyen biri… ama Erdal Bey'in "Eğer o tarihten önce felçli olursam ve savaşları durduracaksam felçli biri olarak durduracağım" dediği gibi, ben de 3 gün sonra hapsede girsem de bu işleri başaracağım… Ben soysal girişimciyim ve 'soysal girişimci' pes etmez, kendini korumak için kafasını kuma gömerek bulduğu çözümleri hayata geçirmekten korkmaz! Babam en büyük destekçim ama o da şu an bir şeyleri toparlamak için Ankara'da…


Sizinle neyi nasıl çözeriz bilmiyorum, sadece derdimi tüm gerçekliği ile paylaşmak istedim. Şu an fark ettim ki; paylaşmak çok tehlikeli(!) çünkü "her şey paylaştıkça çoğalır" diye bir inanışla büyütüldük. Neyse, kendinize iyi bakın…



Saygı ve sevgilerimle,
İyi çalışmalar...



2 Kasım 2011 Çarşamba

Neler mi oldu?


Haciz geldi!
Tüm çalışanlar şirketimi şikayet etti…
Sevgilim ofise gelen haciz tam bitmek üzereyken, gelen başka bir alacaklının küfür etmesi üzerine, onun bileğini kırdı…
Babam günler günleri kovalarken her gün ödeme yapılacak diye söz vererek insanların güvenini tamamen kaybetti.
En iyi arkadaşım babam hakkında dalga geçer cümleler kurdu diye onu sildiğim için, bana senin için yaptığım her şey haram olsun diye mesaj attı.
Engelliler için büyük şeyler yapmaya çalışırken, kendi çalışanlarımı, iş yaptığım insanları engellilerden nefret eder hale getirdik belki de…

Geçmiş günlerde yazamadım. Babam Ankara'dan dönmedi. 6 gün ofiste yattık; ben, sevgilim ve babamın gece yarısı geleceğini düşünen 4 çalışan…
Onlar 4'lüyü tamamlamış okey oynarken, ben içerde çığlık çığlığa sinir krizi geçiyordum. Oysa gün içinde alacaklılar üzerime yürürken, bana siz dolandırıcısınız derken ne kadar da güçlüydüm…
Böyle şeylerin iyi tarafı, size kimin, ne kadar değer verdiğini görmenizdir… Ve kendi sınırlarınızın ne olduğunu görmek!